|
İZMİR FUARI
HEPSİ GERÇEK ÖYKÜLERİ |
İzmir Sanal Fuarı
Mağazası |
İzmir Fuarı İzmir Fuarı İzmir Fuarı İzmir Fuarı İzmir Fuarı İzmir Fuarı İzmir Fuarı İzmir Fuarı |
|
Yıllar yaşanmış yada şahit olunmuş olaylarla doldurur,insanı.Bekliyoruz paylaşmanızı,şiir deneme öykü.Tek şart hepsi gerçeğe dayansın
|
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
ENERJİLER VE BOYUTLAR
18.000alemden bahseden Kurana göre bilmediğimiz beklide bilemeyeceğimiz binler boyuta işaret etmekte.Ama biz bunları 7 ana kategoride toplayabiliriz
1. 1.Boyut: tek bir noktadan oluşan bir boyut türüdür.Eğer biz insanlar o boyutta yaşamaya mecbur edilseydik,görmezdik duymazdık sanırdık ki bu evrende tek biz varız.Örnek vermek gerekirse ağaç.Duymaz görmez tek kendini bilir.Sanır ki tek o var.Yani ene(benlik)
2. 2.Boyut:Eğer o noktanın yanına 1nokta eklerseniz doğru olur.Yani sen ve ben .Okadar. Diyebilirdik ki o zaman ;biz 2kişiyiz.Neden mi çünkü ben onu görebiliyorum sadece.ben gördüğüme inanırım.Dese ki yüksekte olan biri;yok öyle değil ikinizinde önünde 100kişi var sıralı,çünkü ben sizin göremediğinizi yukarıda olduğum için görüyorum
3. 3.Boyut: Yani bu kişi en boy ‘dan en boy yükseklik boyutuna çıkmış bir kişi olduğundan görebilmektedir.Eğer 2.boyuttaki kişi için bu kişi emin biri ise inandım vardır der.Yok değilse ben gördüğüme inanırım ,ben ve o .Hepsi bu der geçer.Oysa bir ayağa kalksa ,yani en boy’dan en boy derinlik boyutuna geçse oda görecek ki 100’ler kişi önünde sıralanmış.
4. 4.Boyut:En boy yükseklik ve derinlik boyutu:Eğer bu boyutta biz olsaydık,3.boyut fiziğinin, sınırladığı engeller bizi sınırlayamazdı.Karşımızdakinin iç organlarını görür,istersek bir anda dünyanın öbür ucuna gider gelirdik.Buna en güzel örnek cinlerdir
5. 5.Boyuta bir fiziksel izah ve tanıtım vermek mümkün değil artık.Sadece örnek verebiliriz, Onlarda meleklerdir
6. 6.Boyut:Onlara ölüler demeyiniz onlar Rableri katında rızıklanmaktadır gibi ayetlerle de anlatılan ;şehitler veliler peygamberlerin olduğu boyuttur.Onlarda hala bu boyutta bir görev,iş yapmaktadırlar ama fizik anlamı /tanıtımı maalesef yok.
7. 7.BOYUT: Evet işte son boyut .Bu boyut gücün kuvvetin son noktası olan ve mükemmel üstü bir boyut olan 7.boyuttur.Bu boyuta örnek:
Gene insandır.Yani ruh.Evet biz aslında 7.boyuta göre yaratılmış ama yetişmemiz, mükemmelliği bulmamız ve imtihan sırları dolayısı ile 3.boyut kalıbına sıkıştırılmış bir yaratığız. Gözle baktığın kuşun önüne yemek olarak gelmesi,bir anda başka yerlerde olabilip,farklı farklı lezzetleri alabilecek yegane yaratık biziz.
Yani biz çok kuvvetliyiz ve biz eşrefi mahluk(Allah'ın halifesi,özellikle seçtiği kullarıyız).Dolayısı ile bizim mayamızda çok büyük güçler ve imkanlar var.Bu imkanlardan birincisi beynimiz, aklımızdır.
İnsan beyninin %10’dan aşağısını kullanır.E peki Allah hiçbir şeyi boşa ve anlamsız yaratmaz ise neden bu kadarla çalışıyoruz.Bu dünyada her şey hikmet ile ahrette kudret ile ise burada bir hikmet olması gerekmez mi.Yoksa kendimizi keşfedip o kapasiteyi doldurun demeye bir işaret mi bu.Normal yaşamda örnekler vardır.Düşündüğün birinin seni aradığında hah tamda ben seni düşünüyordum demesi gibi,kuvvetle istediğin bir şeyin yerine gelmesi gibi,birçok örnek vardır hayatımızda.Bunlar bizim bilmeden düşünmeden,istemeden yaptığımız güçlerimizi ortaya çıkartan bilinçsiz hamlelerdir.
Bu yazı bunları bilinçli yapabileceğimizi anlatmak için yazılmıştır.kötüye kullanılır mı tabiî ki her şey kötüye kullanılır.Ama rahmetim gazabımı geçmiştir,diyen Rabbimizin de işaret ettiği gibi pozitif güçler negatif güçlerden belki yüzlerce kat kuvvetlidir.Bu Allah bilir haklılıktan gelen bir ek güç olabilir.Yani bu dünyada zülüm yapan güçler haksız olduğundan aslında çok güçsüzdür.Teknikleriyle zülüm yapabilmektedirler.E denirse burada ;ama onlar hakim,
Deriz ki evet onlar hakim onlar güçsüz olduğu halde onlar hakim.ÇÜNKÜ sorun onlarda değil. Sorun bizde yani biz gücümüzü bilmiyor ve kullanmıyoruz ki.Ondan onlar hakim durumda onca güçsüzlüklerine ve acizliklerine rağmen.Çünkü biz hala gördüğümüze inanan ahmaklarız. Çünkü biz hala 3boyutun kurallarının içinde boğulmuş tıpkı 2.boyuttaki bir yaratığın 3.boyuttaki birinin önünde 100kişi var dediğine inanmadığımız anlamadığımız gibi anlamayan zavallı 3.boyut canlılarıyız da onda.
Oysa biz 7.boyut gücüne sahip 7.boyuta göre dizayn edilmiş yaratıklarız.Yoksa Allah gökleri kavrayan dağları oynatan melekler varken niye bizim gibi hastalıklı sıkıntılı yaratıklara EŞREFi MAHLUK desin?
Demek ki biz başkayız.Biz çok güçlüyüz ama tam farkında değiliz.
Kainat müthiş bir çekim gücü ile ayaktadır.Bizde öyle,atomlarımız ve içindeki proton nötron hepsi çok büyük bir hızla ve çekimle döner ve birbirlerine böylece bağlıdırlar.
Kainatta oluşan bu çekimlerden pozitif ve negatif olanları dünyaya da akarlar. Bunları kullanabilen insanlar ,kendi güçleri dışında şifa vb gibi işlerini de daha etkili görmüş olurlar
Allah derki her duanızı kabul ederim.Bu şu demek her isteğimiz yerine gelir.İstemek cüzi(az)irade ama ama zamanı ve şeklini belirlemek külli (umumi)iradedir.Yani cüzi irade ile külli irade arasındaki sınır budur.Her şeyi iste ve yap ama sınıra dikkat et.Tabi bu arada helal yani pozitif yani yasal olan kanallar negatif yani haram yani yasak kanallardan yüzlerce kat güçlüdür ve negatif kanal işlerine eğilmek iki tarafı keskin kılıç gibi negatifi işleyenide keser.Oysa pozitifde hiçbir tehlike ve sakınca yoktur.Büyüde negatiflerin kullanıldığı bir enerji türüdür ve haram/yasak/sakincalı/insana zararlı’dır.Bazı kanallara (ayetleri farklı okuma, pislikler-ki pislikler negatif enerjinin toplandığı nesnelerdir-bed dualar haset,kıskançlık gibi duygular hep negatif enerji oluşturan kanallardır.bu kanallarıda kullanan beyin buradan aldığı güçle negatif işleri yapabilir,büyü gibi ancak haramdır/yasaktır ve dinen günah sınırının üstündedir,yani küfür hükmündedir.(kadere isyan sayıldığı için vb.)
İnsan derki Rabbim bana şu kazancı ver veya şu işim olsun:
Rabbi kabul eder ve yürürlüğe koyar.Ama şekil ve zaman onun iradesindedir.Ama illa yürürlüğe anında ,saniyesinde girer. Aradan bir ay geçer ve insan derki bu olmuyor olmayacak ve Allah onuda kabul eder ve belki tam tepesinde duanın kabulü,geri dönüverir.Yani Allah önceki duayıda kabul etmişti sonraki duayıda.Çünkü dua kabulu konusunda net vaat vardır.;Allah'ımız illa kabul edeceğini kuranında beyan etmiştir.ama biz anlamıyoruz.İstemeyi de bilmiyoruz istek şiddetle ısrarla olacak tam bir istek gücü.Kainatın hareketi fiziksel ve hikmetsel kuralına göre bu istek,bu hareketi başlatıyor ve düzenlemeler yürürlüğe giriyor.
Bu konuda istemek cüzi irade ne zaman ve nasıl oluşacağına karar vermek külli iradeye bağlıdır.(yani Allaha ) O karar verir ve hizmetindeki meleklere uygulamaya sokturur,başlatır.Şöyle dememeliyiz
Allah’ım bana şu işten para ver.Bu eksik bir dua çünkü bilmediğiniz yerlerden sizleri rızıklandırırız ayeti geregincede Allah dilediği yerlerden isteğimizi yolluyor.Yani biz bu işten vb.yolla diyerek kendimizi kısıtlamış oluyoruz.Bırakın O dilediği ve en hayırlı yoldan versin.biz sadece isteyelim. Dualarınızın kabul olması dileğiyle…
modern safsatalar = çekim yasasası okumanızı tavsiye ederim ifrata kaçmamak için ;)
ENERJİLER VE BOYUTLAR Kullanım hk. Ek
Bazı insanların enerji düzeyleri düşük bazılarının normal
bazılarınında yüksektir.Yüksek olanlar düşük olanların hastalıklarına sifa
olabilir
Şahsen bir bio enerjist olarak bunları bizzat yaşıyorum.Herkesin yetenek
enerjisi farklı olabilir.
Anadoluda ocak denilen insanlar ocagı oldugu hastalıkları elleriyle veya
okumalarıyla iyi ederlermiş.El verme yoluylada babadan evlada geçenbir sistem
bu.
Benimki hertürlü agrıyı kesme.Migren belfıtıgı vb.
Sonuç:
Başkalarından önce kendinize faydanız olsun.Evren korkunç ve sonsuz bir eneri
yükü ile dolu ve bu yükler dünyayada akıyor.
bunlara baglanmayı düşünün Beyin buna programlı,ama bilmiyoruz.
Bu kanalların renkleride farklı
Örn:Şifa kaynagı zümrüt yeşilli.......bu renki düşünerek agrı noknanıza anteni
koyarak(eliniz) o kanalı çekin beyninize ve sıkıntı noktanızdaki hücrelerin
kuvvetlendigini toparlandıgını düşünün birkaç dakika
farkı kesinlikle göreceksiniz
Bir bilgi: Kudret bizi hayatımız boyunca öldürür ve diriltir Ama biz bunu fark
etmeyiz .Yani yaşarken ölür bedenimiz ama biryandanda gene inşa edilir
Şöyle : tıbben her hücrenin bir ömrü var kimi hafftalık, kimi aylık kimi birkaç
yıllık ömrü var.İlgili hücre ölürken yerine yeni hücre gelir yani yer degiştirir.İşte
yeniden dirilmeye bir delil daha.Daha dünya degiştirmeden Allah bize ölümü
gösteriyor.Anlayana,hele hele bir doktorun ateistligini asla kabul edemem.
İşte isterseniz tıbben geçmesi imkansız denen bir hastalıgınız olsun...eger
beyninizi kullanırsanız ve ilgili evren enerjisine bağlanabilirseniz.O felç ise
bile o hücrenin ömrü süresi sonunda kalkar yeni temiz hücreler gelir ve o
hastalık kalkar.
Delil:Geçmeyecek hastalık yoktur, çünkü ölüm hariç her türlü hastalıgın ilacını
yarattıgını Rabbimiz bildirmiştir.
7 ana şakramız vardır.
kök
göbek deligi az altında solda
göbek deligi az üstünde orta
gögüs ortası
yutkunma noktasında
2kaş arası
ve tepe şakrası
Erkekde kök şakra saat yönünde ve diger şakralarla bir ters bir yüz dönüş
olaraktır,yani 2.şakra saat yönü tersinde dönüş hızındadır(oluşturdugu
enerjiler)
Kadında ise kök şakra saat yönünün tersinde başlayarak bir ters bir yüz yukarı
dogru takip eder
elinizi koydugunuz şakra hastalıgınız olan organa enerji saglayan noktadır ve
bazen çok hızlı dönüş yapan o şakranın dönüş hızı bozulur ve ilgili organ
hastalanır.Beyninizle onu normal hale getirmelisiniz.Evrendeki yeşil kanalı
üzerinize tutarak.
Örn:Midenmi agrıyor göbek deligin üstüne anteni koy (elin) ve (erkeksen 3.şakra:
saat yönü) hızla saat yönünde çevirip sıvazlıyarak ve yeşil kanalı üstüne
çektinigi düşünerek elini sür.
kesinlikle fark edeceksin (ilk siz denemiyorsunuz;))ama bayansanız saat yönünün
tersine o şakra dikkat.
çok önemli bir not daha
Her şakra kan ile beslenir,yani herşeyden az azda olsa yemeliki enerjiye
dönüşsün ancak alın şakrası bundan istisnadır.
Bu şakrayada kan gitmesi gerekir ve bunun için maalesef tek bir yöntem vardır.
Oda;
Yere egilip alnınızı yere bastırmanız gerekiyor ve bu günde 1kere ile filan
yeterli olmaz
ipucu: Allah bizden niye namaz istiyorki ihtiyacımı var
haşa, ee?
Hayır bizim o secdeye ihtiyacımız var.Yani ibadet bile bizim için olurken
imtihan vesilesi yapılacak kadar mükemmel bir buluş ve sonsuz ahenk ve harmoni
;))
İmansızlara son bir recete
günde 5 kere başını yere degirme..Yanlız Bir vaktinde ki bası yere bastırma
10-20kere tavsiye ediyorum
AŞK NEDİR (belkide şudur)tıkla
Sevginin bir kişide/varlıkta yoğunlaşmasıdır.Tabiki buna esas layık olan ,bizi yaratıp nimetlendiren güçtür.(ne kadar acı,fakirlik,hastalıkta çeksek var olmak en güzel nimet)
Milyar kere milyar insanın parmak uçlarındaki izlerin ki 2cm2’lik bir alan,farklı olması gibi beyin dalgalarımızın frekanslarıda farklıdır.Belki trilyonlarca ayrı kod,tıpkı genler gibi.
Bunu daha iyi anlayabilmek için biz bu frekansları 1000 ile sınırlayalım;
Diyelim ki siz 650 kod beyin frekansına sahipsiniz.Tanıştığınız kişide 630 diyelim.İşte elektrik alma,içim ısındı denilen şey budur.Diyelim ki o 833;ne kadar iyi olursa olsun aşk çok zor.Belki beğeni saygı boyun eğme ama o kadar.Bunun anlaşılması bir bakışta olmayabilir,ama max 1-2 ayda tam netleşir.Leyla ile mecnunun çok da güzel olmadığı söylenir.Ama aşkları bu frekans uyumu sayesinde tarihe geçti.
Peki aşkmı önemli paramı(bu konuda yarışma/anket bile yapıldı)ve para dendi değimli.Peki hangisini bulmak kolay?
Herkesin bir işi ve kanaat gücüne göre geliride var,olmasada çalışarak olur.Peki aşk çalışarak olurmu?
Hangisi zevkli;5yıldızlı bir otelde tek başına kalmakmı,yoksa evinde aşık eşinin sıcak göğsüne başını koyup,seni seviyorum-seni seviyorum diye atan kalbin atışlarını dinlemekmi, akşam yemeğini yedikten sonra,el ele deniz kenarında yürümek bir kafede göz göze çayını yudumlamak,bir bankda başını omzuna koyup dalga seslerini dinlemek ardından,elele yuvanıza dönüp sarmaş dolaş olmakmı.Cinsel boşalma bittikten sonra bile,sevgiyle göz göze olabilmekmi,yoksa dolgun bir cüzdan rahatlığıyla arkanı dönüp uykuya dalmakmı?
Para gerekli,çalış Allah’ın verdiğinede razı ol,ama parayı tek hedef yapıp putlaştırma.O araç yaşam kaynağı değil.Tabi ikisi birdende oldumu, herhalde bir öncennet uygulamasını yaşıyorsun demektir : ))
Peki ;ilk tanışmanın heyecanı,platoniklik,aşkmı ,heyecanmı.Gençken bunu anlamak öyle zorki,beğenimi sevgimi aşkmı.Sonuç olarak,eğer aynı frekansı bulursan sakın kaçırma ne zengin ne fakir ne yaş asla önemli değil.
Tabiki bunca nimeti ve bilhassa sonsuz cenneti verecek olan Allah’dan daha çok kimseyi sevmekte doğru değil,aşk duygusunu yaratan onu kendisinden çok ,başkası için kullanılmasına razı değil.Asla O’nun ve emirlerinin önünde olmamalı yoksa O aşkını elinden alır.
3 ŞEY İÇİN EVLENİLİR
İstisnalara takılmazsak,kadın bedensel güçsüzken erkek zor işler,güvenlik vb. için kuvvetli yaratılmış.kadın evini sever,evişlerine yatkın yaratılmışken,erkek dışa,dış işlere dönük yaratılmış.Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
İşte bu 2elma yarısı birleştiğinde aile olabiliyor ki buda toplumun en kuvvetli yapısı.
Bu üçüde gerekli ama önem sırası yukarıdaki sıranın tersi.
Dalga boyları kilitlenen bu iki insanın bu nimeti koruması için ise en az altı şeye dikkat etmek şart;
DÜNYA BİR CEHENNEM (BU ASIRDA ALLAH’TAN KOPAN BU İNSANLIK YÜZÜNDEN)
İşte o dalga boyuna kitlenebileceğin birini bulma şansını yakaladıysan eğer ASLA BIRAKMA-KOPMA-ÜZME-KAÇIRMA ve bu 6 konuyuda çalış,kendini geliştir ve tek cennet sansın yaşa .Aşkı bulduysan başka daha güzel bir mutluluk yok bu dünyada.
Ocak2004
EK BİR BİLGİ;
Evren saatine göre bir insan ömrü 3,5dakika kadar.Yani kötülük yapan,dünya hırsından sapıtan biri,sadece bize 70yıl gelen bu 3,5 dakika için çırpınıyor.Bunu rüya örneğiyle de açıklayabiliriz;
En uzun rüya 10 kusur saniye sürmekte.Oysa biz saatlerce belki günlerce sürecek olayları yaşıyoruz o kısa rüyada. Deselerki; rüyanda herşey serbest ne istersen yaşa,ama uyandığında müebbet yatacaksın.
Diyorki bazıları:Bosver yaşarım rüyamda sonrada yatarım.İşte bu seçim bu kadar akılsızca.İşte Dünyada sonsuz yaşama göre 10 saniyelik bir rüyadan farksız
seç bakalım 10saniyenin hepsi kabus olsa ne yazar illa uyanacak feraha ereceksin unutma ki en büyük sabır YAŞAMAKDIR
BİR DUVAR YAZISI :(Birazda gülelim)
aşk nedir? bir kişi için felaket, iki kişi için saadet, üç kişi için cinayet
Temmuz 2006
Seni ilk gördüğümde ne kadar güzel ne cici kız
demiştim.Seninde o hafif tebessümün kaşlarının yukarı kalkması benden
hoşlandığını hissettirmişti bana.Böyle güzel bir bayanın çocukları bile
vardır,hiç bırakırlar mı diye düşünmüştüm.Seninle ne konuştuğumum bile
hatırlamıyorum.Çünkü dudaklarım havadan sudan bahsederken,gözlerim tamamen başka
şeyler söylüyordu.Her ne kadar yüzüne bakmaya utansamda O ilk çıktığımız deniz kenarındaki kafede seni seyretmeye
doyamamıştım.Fotoğraflarda görülen harikulade manzaralara dalgın dalgın
bakan biri gibiydim.Sonra niye daldın ne düşünüyorsun diye sormuştun.Endişeliyim
acaba ruh halinde dışın gibi güzelmi fedakarlık,sevgi,sabır,iyi huyluluk gibi
güzelliklere de sahipmisin yoksa içi kararmış bir ceviz misin diye
cevaplayamazdım ya.'hiç 'dediğimi hatırlıyorum.Sonra tekrar tebessüm etmiştim. Cep telefonumu seviyorum.Kısa öz ve tatlı bir mesaj bazen
kitaplar dolusu laftan daha kalıcı oluyor. Güzelliğin ne fayda eder,bendeki bu sevda olmasa Sevdam ne fayda eder.O sevda sendede olmasa Sevdalar ne fayda eder,Akılla Hak üzere olmasa Boşluklarla 138 harf ama.her satırını bir yazının bir
makalenin başlığı yapabilirsin.İlk iki satırı çok hoş bir biçimde geçtik
seninle.Şimdi sıra 3.satırda.Aşkları kısa sürede tüketen,mutsuzluk karanlığına
düşürebilen gençlik ateşi ve tecrübesizliğiyle ihmal edilen 3.satır Azalabilen aşk,çoğalabilirde.Partnerinde ilişkinin başlarında
gördüğün bir iki güzel yöne,onu tanıdıkça sekiz on güzel yöne çıkıyorsa o aşk
daha bir hayranlık daha bir güven hissiyle artacaktır.Ama tersine o bir iki
güzel yön sadece göstermelikse, O zaman ,sanada onada kötü, sanada kötü çünkü
bir eşin ilgi ve sevgisini kaybetmekte yeter mutsuzluk için.Bilhassa evlendikten
sonra,tabi haline dönüp hayal kırıklığına uğratmamak,uğramamak için her zaman
doğal davranmalı, kibarsan hep öyle olamaya hazırlan,sessiz sakin akıllı uslu
davranıyorsan hep öyle olmalısın.Yani Yunus Emre'nin dediği gibi; 'ya göründüğün
gibi ol,yada olduğun gibi görün' daha başka lafa gerek varmı. Hiç yalan söylemeyelim birbirimize emi.yalanın beyazı siyahı
olmaz.Şüphe güven ağacına giren termitler gibidir,siyahı hızlı beyazı yavaş ama
sonuçta her ikiside o ağacı yer bitirir. Konuşuruz diğerimizin sevmediği o şeyi beraber çözeriz.hata
birimizdeyse bir daha yapmamaya söz verir,istemeden bir daha yapsak bile bir
daha söz verip bir daha gayret edelim.Sabır (ama gayrete sabır tabi) Bende evimize içki denen bir saatli bombayı asla
sokmayacağım.Ne sana ne çocuklarımız,insanı değiştiren,şeytana bile güldüren o
zehirle üzmeyeceğim.Nasılki sarımsak kokusu,diğer insanları rahatsız eder,hatta
içmeyene sigara kokusunun bile ağır geldiğini biliyorum,Buda kullanmayana adeta
eziyet verir.En küçük çirkinliğime,sevdiğin için sabretmene izin
vermeyeceğim.Seni kendime dahada aşık etmek istiyorum.O güzel bakışlarını hep
üzerimde görmek,bana sarıldığında adeta kanımın,kanında dolaştığını hissetmek
istiyorum. Ne kadar kızarsam kızayım sana asla el kaldırmayacağım,demeye
bile utanırım.En zayıf insanlar,sorunlarını kaba kuvvetle çözeceğini
sananlardır.Hele hele eşit olmayan kuvvetlerin dövüşüne razı olanlarsa sadece
sırtlanlardır.(topluca saldırırlar) Bazen bunu hak eden başka sırtlanlarda olsa
bir erkeğin o sırtlandan uzaklaşması,onu umursamaması daha insancadır. Evimizin huzurunu ,işimdeki sorunları getirerek bozmayacağım
onlar dışarıda çözülmeli,bunu biliyorum. Sana gelebilecek bir kötülük önce bana çarpmayı göze
almalı:Bu can çıkmadıkça sana ve çocuklarıma kimse ilişemez. Sende bana hiç sesini yükseltme emi.Sevinin yanında saygılı
olmanıda istiyorum.Sevgiyi besleyen sadece saygıdır.Evin reisine ukalalık
yapmak,tafralarda bulunmak,sert konuşma tarzı vb. işte aşk kalesinin surlarına
atılan top gülleleri. Yabancı erkeklerle öpüşmen ,sarılman akraban bile olsa
beni kırar,onlarla yumuşak ve sevimli bir şekilde muhatap olmanda.Her zaman
kalbi bozuk ,nefsi kuvvetli bir çıkabilir karşına,öyle görünmesede.Başka
erkeklerin iştahını kabartacak şekilde giyinmeni de istemem.Kadın kocasına,
kendini beğendirmeli.Dışarıda cazibelerini teşhir eden kızlarla devamlı rekabet
halinde olmalı.nasılsa evlendim deyip kendine bakmaktan vazgeçmemeli,kilosuna
dikkat etmeli.Evini ve kendini hep temiz tutmalı. Çocuklara gelince;bir anne,babaya nazaran eğitimlerinde daha
etkilidir.Hiçbir çözüm tokatla olmaz onlarda sorunlarında konuşarak,suçlarında
ise bazı isteklerinden mahrum bırakılıp,cezalandıracakların bilerek
büyümeli.Yavru yengeç bile annesinin yan yan yürümesini görerek yürümeyi
öğrenirmiş. Herhangi bir sebepten dolayı kavga eder ve çözülemeyecek
durumlara düşersek;bir senin birde benim taraftan birer hakem tespit edelim
.Belki biz fazla duygusal davranıp kendimiz haklı görebilir ve çözüme
ulaşamayabiliriz.Hakemlerimiz daha akılcı davranıp bir hüküm
vereceklerdir.Böylece kişisel inatlarımızın ve hatalarımızın bizi koparmasını
engelleriz. Her şeye rağmen eğer birbirimizden koparsak,çocuklarımızı
birbirimizden mahrum etmeyelim.Onlar vasıtasıyla birbirimizden öç almaya
çalışmayalım.Bu bizden çok onları yaralayacaktır.Her çocuk anne babasını yanında
iste.sıcak yuvada büyümek ister. Bundan mahrum olmaları zaten onlar için yeteli
bir darbedir.Onlar birbirimize vuracağımız kamçı olmamalı.bunu hiçbir çocuk
hakketmez.Onların karşısında en azından iki arkadaş gibi görünmeliyiz.ufaksa
sende kalmaları kanuni bir zorunluluk olsada,bendede
kalabilmeli,istedikleri,özledikleri zaman gelmeleri kısıtlanmamalı.Baba olarak
bende aynı evdeymiş gibi onarların her ihtiyacını görmeliyim.Ayakları üzerinde
dikilebilinceye kadar hatta sonrasında bile arkalarında olmalıyım. Mademki
evlilik müessesesini yürütecek kapasiteyi gösteremedik,o zaman bari bunu
başaralım. Birbirimiz boşayabilir ama çocuklarımızı boşayamayız,boşatamayız. En küçük devlet olacak olan ailemizin reisi
adaletli,sabırlı,müşfik tebaası ise saygılı ,özverili ve sevgi dolu halini
devamlı muhafaza etmesi dileği ile....... imza:
Ben
Sen
ocak 2004'de yazıldı
1 DAKİKA
Ne kadar güzel ,muhteşem akıyordu su.Azametin içindeki
harikulade güzelliğe baktı genç adam.Altmış metre yüksekten boğazın iki
yanındaki insanlar minicik karıncalar gibi görünüyorlardı.O karanlık ve bulanık
zihninde tüm bunlar karanlık bulutların ufacık deliğinden sızan güneş ışıkları
gibiydi.Ama bu cılız ışık onun canına kıymasını engelleyecekmiydi acaba.
Sağ ve sol elin işaret ve baş parmakları korkuluklara tutunmuş kafası eğik
aşağıya bakıyordu genç adam.Gözleri boş boş bakarken ruhu orada değil
gibiydi.Hipnotize olmuş gibi o güzel manzaranın güzel etkisi sanki iki elini
uzatmış tutuyordu onu. Hayata bağlayan dört kuvvetsiz parmak değil o iki eldi
düşmesini engelleyen.Oraya gelinceye kadar suratındaki o donuk, kararlı
ifade ,o güzellikle belki de çok uzun yıllardır görmediği bu güzellik sayesinde
frenlenmişti -Hayır bitireceğim bu işi diye mırıldandı genç adam,bitmeli
yeter artık,günler haftalar değil yıllardır dalga dalga gelen felaketler
,ihanetler,kalleşlikler bitirmişti onu. Ölmek üzere olan birinin,hayatı gözlerinin önünden bir flim
şeridi gibi aktığını duymuştu.Doğruymuş diye düşündü adam.Mutluluk nedir,nasıl
olunur bu flim kareleri arasında bunlardan varmı diye düşündü.Yoktu yada çok
kısa anlar vardı belleğe kazınamayacak kadar az ve değersiz.Acaba doyumsuzmuyum
çok şeymi istiyorum diye mırıldandı.elimde ne var diye
düşündü.Sağlıklıydı.Fiziği de düzgündü.Kimseye de bir kötülüğü dokunan bir insan
değildi.Aklına birden bir ara konuştuğu o kör adam geldi.Onunla konuşurken nasıl
yemek yediğini,nasıl tuvaletini yapıp temizlendiğini düşünmüştü. İçinden o zor
durumda olmadığı için şükrettiğini hatırlıyordu.Bir günde yolda bacakları
olmayan bir dilenciye para verirken bu duyguları yaşamıştı.Adam eline taktığı
terliklerle mazlum mazlum bir köşede rızk bekliyordu.Günlerce nasıl şükretmiş ve
o duruma düşmemek için Allah'a ne kadar çok dua etmişti. Korkulukları tutan işaret ve baş parmaklarının yanına orta
parmakta katılmıştı şimdi.İnançlı bir insandı.Birkaç gün önce intihar eden
insanların fıkhı durumunu araştırmıştı.Cinayet hükmünde kabul ediyordu
İslam.Allah'ın takdirine bir tür isyandı bu.Verdiklerine veya vermediklerine bir
başkaldırı,bir reddetmeydi.Oysa hiç bir şey ilelebet değildi insan hayatında.ne
kadar uzun sürerse sürsün,gece o şafağa yenilmeye mahkumdu.O karın bahar güneşi
ile erimeye mahkum olduğu gibi. Cehennem ateşi o kadar çirkinlik,o kadar
baskı,yalan,ihanet kalleşlikten daha mı kötüydü.Hiç olmazsa orda sadece ateş
vardı.Kimseyle muhatap olmayacak hiçbir insandan kötülük görmeyecekti.Ona azap
eden zebaniler bile ,bunu insanlar gibi bir menfaat ve açgözlülük uğruna değilde
görevleri gereği yapacaklardı.Ama ateş değdiğinde bile can yakan bu ateşe
sonsuza kadar nasıl dayanacaktı. Sonsuz;kelimesine takıldı birden zihni.Evet sonsuza kadar
sürmeyecek dünya çileleri diye düşündü birden.nasıl olsa bitecek Aklına 'müminin
eline diken batsa bu sıkıntı yüzünden bir günahı af olunur' hadisi geldi.Birden
kaşları çatıldı.Öyle ya bu çilelere sabır ona hiç tahmin etmediği ve sonsuza
kadar sürecek cennet nimetlerin kazandırabilirdi. İşaret ,orta, ve baş
parmaklarının yanına yüzük parmağı da geldi. Bosna ırak,Afganistan gibi ülkelerdeki halkın acıları,işgalci
haydutlara karşı direnişleri geldi aklına ardından.Filistinde babasının
kucağında vurulan çocuklar,göçmen kamplarında soğukta bir dilim ekmek sırasında
tir tir titreyerek bekleşen insanlar geldi aklın O insanların
çocukların,hayatlarını kurtarmak için çektikleri acıları,yoklukları
düşündü.Dünyanın hemen her yerinde kapitalist güçler sömürülerine devam etmek
için ot koparır gibi insanları biçtiklerini düşündü.Onlara değil destek ,dua
etmede bile gevşek kaldığı aklına geldi.Bir müslümanın eksilmesi hatta bir
kurşun masrafı bile yapmadan eksilmesi onları memnun edecekti mutlaka.Böyle ölme
birdenbire kanına dokundu genç adamın Hayır hayır o güçlere direnmese de kendi
canını bu kadar kolay teslim etmemeliydi. Bu kadar kolay terk bir kaçıştı ricatdı.Kanına dokundu bu
durum.Puslu bakan gözlere bir kartal bakışı gelmeye başlamıştı. Yüzük parmağının
yanına küçük parmak da geldi, Bir dakika ,evet tüm bunlar bir dakikada aktı zihnine genç
adamın.Ama sanki bir saat gibiydi bu bir dakika.10 saniye süren ama sanki tüm
gece sürmüş gibi sanılan bir rüya misali. Birden birkaç elde yapıştı o bileklere; -Gel yapma aslanım,her şey geçer,diyen eller.Tutup çıkardılar
kenara su içirip,yüzünü yıkadılar.Ama gülümsüyordu adam artık.O bir dakikada ne
yaşadığını kimse bilemezdi tabi,biraz korku biraz şaşkınlıkla bakıyordu
insanlar. -Teşekkür ederim,artık daha iyiyim dedi, atlattım,bir anlık
cinnet di. Herkes rahatlamıştı.En çok da O. Evet can emanet ve bu emaneti kolay kolay teslim etmemek için
daha birçok sebepde mevcutdur muhakkak.Ama en önemlisi o bileklere yapışan,O'nu
bırakmayan bizleriz.Bana ne diyemeyiz hepimiz bir diğerimizden sorumluyuz.Yoksa
halimize gülecek çok şeytan var. Tutalım birbirimizi,birimiz kendini düşünmeden
,atmadan,hepimiz için...... Ocak2004
SEVMEK YETENEKTİR
Resim yapmayı denedindi hiç?
güzel çizebiliyormusun,ya hiç gitar çaldın mı,flüt?piyano? yada keman?nasıl
güzel nağmeler çıkartabiliyormusun. Peki hangi sporu başarıyla
yapıyorsun)yoksa matematiğinmi çok iyi ?şiir yazabiliyormusun? Bunların hepsi bir insanda
toplanmayan,farklı yeteneklerin farklı insanlarda olduğu meziyetlerdir.İnsandaki
her beceri her kabiliyet Allah'ın birer nimet olarak verdiği gerçek
kıymetlerdir. Sevgi,kainattaki en kıymetli ve
gerçek yetenektir.Evet sevmek yetenektir.herkes sevemez.Sevse bile sınırını
bilemez,boğar. Yada göstermekten kaçınır.Onun sevgisine ihtiyacı olanların
ihtiyacını göremez.Nedir bunun sınırı? sevebilmek nedir?Bu Allah vergisi yetenek
nasıl yontulur,elmaslaşır? Herkesin yaşadığı dönemdir
bebeklik.O safça,masum gülücükleriyle savunmasız bir bebek.günahsız,kötü
diyebileceğimiz hiç bir şeyin bulunmadığı o kısa dönem.hatırlayabildiğimiz
dönemler ise en erken 2-3yaşlarında başlar.Bir annenin sıcak ve korumalı
göğsünde hissedilebilen o güven duygusu.Babam herkesi döver ,evimizin muhafızı
diye düşündüğümüz o yıllar. Ve plağın tersi; Göğsü bozulur diye yavrusundan
sütünü esirgeyen bakımlı! bir kadın.Gezmesini engelliyor diye ikide bir
bakıcıya, teslim edilen bir çocuk.İşi dışındaki vakti evine değil de kahve
haneye veren bir baba.Hafta sonları maça kaçan,çocuğuyla değil de büyük
adamlarla top koşturan bir baba. Aç bırakılan bir çocuk.Karnı tok ,gönlü aç yeni
bir fert Aşk;çok kuvvetli bir sevgi bazen
kendi benliğini hiçe sayabilen,ölebilecek kadar çok sevmek.Gerçek bir
yetenek.Birinin diğerinin gözünün içine bakıp,kırılmasın,hep mutlu edeyim diye
çırpınan bir gönül.İki ayrı parçanın bir olabilme yeteneği.İki sarmaşığın
birbirine sarılıp uzarken sanki tek bir dalmış gibi görünebilmesi.Sevdiğinin
arzusunu,kendi arzusunun üstünde görebilmek. Yokluk da
fedakarlık,üzüntüde,başını omzuna koyup sessiz desteğini hissettirmek.Yediğinden
yedirmek, eğlencesinden eğlendirmek. Plak yine dönsün; Sert ilgisiz ol ki ,üstüne
düşsün,yüz vermeye gelmez,astarını isterler,sevdiğimi gösterip kendimi zayıf
düşüremem. İşte arızalı bir fikir çorbası,yeteneksiz egolarına yenik bir beyin.Ya
karşındaki gerçekten öyleyse.benim yeteneklerimi sergilemem yazık olmazmı diye
düşünüyorsan? -Evet yazık olur,Ne kadar güzel
olursa olsun,uzaklaş ondan.Çünkü 1yıl 3yıl 5yıl sonrada olsa o harlı ateşin
normale döndüğünde (ki bu kadar yıl'ada kalmaz) o kalacak posa senin
5-10-40yılını mutsuz geçirmene sebep olacak.Bırak onu seni hakketmiyor. Kendin
gibi yetenekli birini bekle.Bulamıyorsan korkma.O kıymetli sevme yeteneğini hiç
heba etme.Onu hak edene ver.Kıymetini bilene ver.Sen çok kıymetlisin.Evet
sevebiliyorsan sen kıymetlisin.O muhteşem yetenek sana bahşedilmiş.Maskesi güzel
ve alımlı ama içinde iskeletten başka bir şey olmayan o kıymetsiz varlığı derhal
ve acımadan terk et.Kısa bir mahzunluk,uzun bir pişmanlıktan yeğdir. Sevmek yetenektir.Bu bazen bir
kedide gösterir kendini,bazen sevimli bir çocuk da bazen güzel bir
manzarada.İzle muhakkak görürsün o yeteneği.Sevgi yeteneğinin yapmacık olanı
hemen fark edilir.Gözlerin kısılması,gözlerinin içinin gülmesi ve en önemli
belirti olan ;şefkat.Evet şefkat sevginin gerçek hamurudur,özüdür.Seven şefkat
de duyar.Şefkat duyabilende sever. Elini tuttuğunda elini
sıkması,sarıldığında sarılması,o güzel yeteneğin olduğuna dair birer numunedir. Sevginin en az olduğu bir
çağdayız.Putlaştırılmış madde her şeyin başı görüle para,tüketim
hastalığı,arzusu, şehveti ,sevgiyi yok eden arzular içerisinde en
önemlileri.Sevgi ,bu karanlıklar içinde parlayan ateş böcekleri gibi ,adeta
karanlık bir çağın nadir ve yetersiz parlamaları. Birde üstüne emperyalizmin
etkisinde kalmış eğitim politikaları.İnsanı sadece maddi gözle gören eğitmenler
yöneticiler. İşte tüm bunlar bu güzel yeteneği körelten nedenler. Her şeye rağmen bu güzel
yeteneğe sahip biri gerçekten çok kıymetli çok değerli bir insandır.Öyle ya
değerlerini maddeyle değişmeyen kaç insan var ki? Eğer sevebiliyorsan
korkma.Çevrendeki insanlar buna layık olmayabilir.Yalnız kalabilirsin.Ama katı
kalpli biri olmaktansa yumuşak ve şefkatli biri olmak yalnızda kalsan daha
yeğdir. VE o nadir yeteneklerden birini
bulursan sakın bırakma.Allah hepimizin bu güzel yeteneğini arttırsın. Ocak 2004
ÇOK DEĞERLİ -Aslında
zor bir soru olduğu kadarda kolay bir cevabı var dedi genç kadın,Bunların hepsi
önemli biri diğerine üstün gelmezki diye devam etti -Peki hepsine sahip olamazsan nasıl bir sıralama yaparsın diye devam etti
adam. Biraz düşündü kadın ve bir sıralama yaptı Herkesin bir sıralaması vardır bu dünyada,hep de olmuştur.Bu yüzyıllar
içerisinde yaşadığı toplumun özelliklerine dini inancına ve ruh gücüne göre hep
değişmiştir.Ama genel ahlaki ve insani değerler açısından ise hala aynıdır.Bu
yüzyılda yaşıyoruz.Hangi çağda yaşıyoruz diyenlere de bir cevap olsun;Biz şu an
insanlık tarihinin en kötü en medeniyetsiz, ve en acımasız karanlık çağında
yaşıyoruz. Eskiden kılıç kılıca mert olan meydana çıkarken şimdi en korkak ve
aşağılık olanlar bile bir düğmeye basarak binlerce insanı
katledebiliyor,yüzlerce metreden çocukları vurabiliyor ve dünyanın bir yanda acı
açlık tecavüz ölüm kan varken yanındaki bir ülkede insanlar plajlarda
çırılçıplak keyif içinde umursamaz bir biçimde yaşıyor.İşte karanlık çağların en
karanlığının yaşandığı 20.ve 21. yüzyılları yaşıyoruz. Bu karanlık çağdaki
insanlarında tercihleri bu aşağılık ortamlara uygun maalesef.Çok kolay adam
harcamalar para için yenilen haklar, yapılan haksızlıklar.Tabiki hiç bir hak
yemeyi karşılıksız bırakmıyor Allah.İstisnasınız, belki aynı günde değil ama
illa cevabı alınıyor.Alınmıyorsa sen bundan kork çünkü 'Biz onlara dünyadan
istedikleri kadar verir sonrada cehennemdeki yerini hazırlarız' İsra suresi Nedir cehennem : Bir kasa içine girin kapısını kapatsınlar ve sıkışık
bir biçimde 1saat kalın.Kalamazsınız ve çok acı çekersiniz.Bu işkenceyi
kullananlar olduğunuda bilin.Peki bunun altında birde ateş yakın (birkaç dakika
bile dayanamaz acılar içinde ölümü beklersiniz. Ama cehennemde ölüm
yok.İnsanlara Allah'ın sınırlarını tanımadan eziyet eden hak yiyen göz ardı eden
herkes bu ve daha bilinmeyen sayısız azaplarla ölümsüzlüğü yaşayacak.Sokan
yılanlar böcekler cabası.Dahada kötüsü manevi acılar.Kaçan dünya fırsatına,
keşkelerle geçen milyonlarca yıl.Hüzün vb. herşey Bunlara inanmıyor musun ;O zaman Allah'ın meydan okumasına cevap ver: Tüm
insan ve cinleri toplayın Bu kurandan bir surenin hatta ayetin bir benzerini
yazın.Tabiki ayetdeki bu meydan okumayı 1400yıldır hiçbir alim profesör cevap
veremedi,veremezde. Birde bir karıncayı yapın,imal edin programlayın ve bu canlı olsun. Evet örnekler çok.Kısacası inan veya inanma evren saatine göre 3,5dakika yaşa
ve gör(Aklı gözünde olanlara....) Şimdi yukarıdaki sıralamayı tekrar yapabilirsin Bir sohbet şeklinde yaptığı konuşmayı dikkatle dinliyordu kadın,Doğruydu
söyledikleri.Peki neydi onu tutan neydi engelleyen, şeytanmı nefsimi,çevresimi,yaşadığı
alışkanlıklarmı bunlardan kopamamakmı,yapmaktan utanmakmı.Evet bunca düzgün
yaşayan,Allaha isyandan kaçan ,ahlaklı bir yaşamı sürdürmeye çalışanlar, cennete
sonsuz güzelliğe kavuşurken o yapmadığı halde kendine cennetden yermi
parsellemiş kesin bir sözmü almıştı Allah'tan.Sadece Allaha inanmak yetecekmiydi.Bende
müslümanım demekle cennete kavuşavericek 'senin yüzüsuyu hürmetine bu kainatı
yarattım' dediği o güzel insana(a.s) ve dostlarıyla ,bir mekanda sonsuza kadar
yaşayabilecekmiydi. Herşey bu kadar kolaymıydı. -Gel dedi adam elini tutarak genç kadının,gel ne olursan ol gene gel,herşeyi
temizleyen tövbenle gel.Sonsuz ,100yıla göre kıyas dahi edilemeyen,herşeyin her
lezzetin ,güvenliğin, huzurun olduğu bu mekana gel.Sadece derin bir nefes al ve
imtihanını başar....... Bir test siz olsanız ne yaparsınız :) SONUÇ İşte ömür boyunca insanaın önüne bir belki iki kere gelen bir kavşak
bir seçim.Herkese kolay gelsin 7Ağustos2006
HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR
-En çok kimin canını alırken
zorlandın,müteessir oldun -Denizin ortasında evladıyla yalnız kalan bir annenin
-Peki en çok kimin canını alırken sevinç duydun -O zalim sultanın canını alırken yarabbi -İşte o canını aldığın sultan o tahta parçası üzerinde yanlız bıraktığın
çocuktu................ 'Sizin hayır sandığınızda bir şer ,Şer sandığınızda bir hayır olabilir
Allah bilir siz bilemezsiniz' Bu ayettede Rabbimizin açıkça ilan ettiği gibi
istediğimiz birşey olmadığında üzülmek dövünmek bu kadar manasızdır.Eğer
hayırlısı diye dua edip istediysek,bize bu sonuca teslim olmak düşer.Bazen hayra
ulaşmak için şer'den geçmek onu yaşamak gerekir.Ama sonuç hayır olabilir.En
güzel hayır ise yanmamak yemyeşil mekanlarda,sorunsuz emniyet içinde sonsuza
kadar yaşamaktır.Çünkü bu dünyadaki herşeyin bir sonu vardır.Ama ahiretin
yoktur. Bu denemenin başlangıcı bukadar.Şimdi sıra sizde,gerisini ,hayatınızdaki bu
örneklerle siz yazacaksınız BEK-Lİ-YO-RUZ (26.Ag.2006) --............................ .. .
DOSTLUKLAR
Gunun birinde olen dostluklar vardir;
Dostluklar
Sizin dostluklariniz hangi gruba giriyor?
Yuzyuze dostluklar vardir;
Gunesle ayciceginin dostlugu, boyle bir dostluktur mesela.
Aycicegi sabahtan aksama kadar hic ayiramaz yuzunu gunesten...
Uzak dostluklar vardir;
Denizlerin ortasindaki bir adayla, daglarin arasindaki bir gol, birbirlerinin
uzak dostlaridir.
Dostluklarini gunduz kuslarla, gece yildizlarla iletirler birbirlerine...
Sessiz dostluklar vardir;
Dilsiz bir adamla, duymayan bir baska adamin elleri arasinda sessiz bir dostluk
olusur.
Herseyden konusur sessizce bu eller...
Zorunlu dostluklar vardir;
Pazar ile Pazartesinin dostlugu gibi. Pazar agir bir gundur, Pazartesi hizli bir
gun...
Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yanyana durmak zorundadirlar...
Uzun dostluklar vardir;
Ikindi gunesinin altinda uzayan golgeler birbirlerine kavusurlar ve
uzun boylu bir dostluk olusur aralarinda...
Bir bahce icindeki ahsap ev ile yanibasinda duran ceviz agacinin dostlugu
gibi...
Bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman govdeli makineler o bahceye girip de,
[bir süre sonra evin ve ceviz agacinin yerinde asik suratli binalar yukseldigi
zaman olen dostluklar...]
Vakitsiz dostluklar vardir;
Bir pecete, bir kagit mendil vakitsizce dostu oluverir gozlerimizin...
Ya da ayrilirken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur...
Bakimsiz dostluklar vardir bir de...
Zaten var, zaten dostuz deyip yillarca bir telefonun, bir kac cumlelik mektubun
bile cok goruldugu dostluklar...
HIC BIR DOSTLUGUN BAKIMSIZ KALMAMASI DILEGIYLE...