|
Da Vinci Şifresi filmiyle
birlikte kendilerine yöneltilen eleştirilere vermiş oldukları
karşılık kitabın piyasaya çıkışındaki gibi acemice olmayan Opus
Dei'nin bu yeni kampanyasının ardındaki gerçek, 10 Ocak 2006
tarihinde Roma'daki merkezlerinde yapılan bir toplantı ve orada
alınan kararlardır. "Limonata Operasyonu" adı verilen bu
kampanyada filmin getirdiği reklâmı bir propaganda olarak
kullanmak, filmin bütün Katolik Kilisesi'ne saldırıda
bulunduğunu ortaya koyarak yeni müttefikler edinmek ve filmle
ilgili görüş belirtilirken ölçülü davranmak gibi üç önemli
strateji belirlenmiştir (Richard Corliss, "Can a Thriller Be
Both Fair and Fun?" Time, 24 Nisan 2006, s. 54). Da Vinci
Şifresi belki Katolik Kilisesi'ni tam olarak tasvir etmeyebilir
ve bu konuda tartışmaların ortaya çıkması doğaldır. Ama filmdeki
Silas karakteri Opus Dei'nin üyeleri üzerinde tam kontrol ve her
durumda itaat özelliğini çok iyi yansıtmaktadır.
Opus Dei, Katolik Kilisesi'nin bir şahsi piskoposluğudur (Prelature
of the Catholic Church). Opus Dei, "Tanrı'nın işi" demektir ve
cemaatin tam ismi "Kutsal Haç Piskoposluğu ve Opus Dei" olmakla
birlikte, çoğu zaman Opus Dei Piskoposluğu veya sadece Opus Dei
olarak da anılır. Cemaatın kurucusu sık sık organizasyonun
adının "Escrivá'nın Eseri" değil, "Tanrı'nın Eseri" olduğunu
vurgulamıştır.
Opus Dei, 2 Ekim 1928 tarihinde Kutsanmış JosemarÃa Escrivá
tarafından Madrid'te kurulmuştur. Günümüzde dünyanın çeşitli
ülkelerinden yaklaşık 80.000 kişinin -2.000'i rahip olmak üzere-
bu piskoposluğa üye olduğu belirtilmektedir. ilk önce bir erkek
cemaati olmasına rağmen Escrivá bu fikrini kısa sürede
değiştirmiş ve 14 Şubat 1930 tarihinde kadın şubesinin de
açılmasına karar verilmiştir. Yine, bir "lay – din adamı
olmayan" cemaatı olarak tasarlandığı halde Escrivá üyelerinin
manevi eğitim aldığı rahiplerin "Opus Dei Anlayışı" olmadığı
gerekçesiyle 14 Şubat 1943 tarihinden itibaren kendi rahiplerini
yetiştirmeye başlamıştır. Opus Dei'nin misyonu çok genel olarak,
bütün sosyal sınıflara ait hıristiyanlara inançlarına uygun bir
hayat tarzı sağlamak ve toplumun her kesiminde bir dindarlaşma
olgusunu yaymak şeklinde özetlenebilir.
Bu amaca ulaşmak için Piskoposluk Katoliklere ve "işi ve bu
dünyadaki durumu ne olursa olsun" (Statutes of Opus Dei, madde
2) diğer bütün insanlara manevi, eğitimsel (formasyon) ve dini
açılardan yardım etmeyi kendisine vazife edinmiştir. Bu yardım
sayesinde incil öğretilerinin günlük hayatta uygulanması teşvik
edilmektedir. Piskoposluk üyeleri için "işin kutsallaştırılması"
ise şu 4 prensibin yerine getirilmeye çalışılmasıdır: iş elden
geldiğince iyi yapılmalıdır. iş yapılırken kanunlara ve ahlaki
kaidelere azami dikkat edilmelidir. çalışırken Tanrı ile bir
nevi iletişim kurulmalıdır. Kişi işini yerine getirirken
vatandaşlarına hizmet etme ve toplumunun ilerlemesine katkıda
bulunma iştiyakı içinde bulunmalıdır.
Cemaat'ın kurucusu temel amaçlarını şu şekilde özetlemiştir:
"üyelerine ve diğer insanlara bu dünyada iyi hıristiyanlar
olarak yaşamaları için ihtiyaç duyacakları manevi vasıtaları
sunmaktadır".
Piskoposluk aynı zamanda bazı spesifik alanlarda faaliyet
gösteren kuruluşlara da Hıristiyan oryantasyonu sağlamaktadır.
Ancak bu kurumların aktiviteleri dini eğitime yönelik olup kamu
menfaatine uygun işler yapmalıdırlar: mesela, ilk ve orta
dereceli okullar ile üniversiteler, mesleki eğitim kursları ve
sağlık merkezleri, vb. Piskoposluk kendisiyle ilgili resmi
dokümanlarda "kâr amaçlı teşebbüsler, ticari şirketler ve
siyasi faaliyetlerde bulunamaz" gibi kayıtlar bulunmasına rağmen
bu konularda –özellikle de siyasi alanda- faaliyet
göstermektedir.
Opus Dei'nin faaliyet alanları iki genel başlık altında
toplanabilir:
Piskoposluğun "corporate works" (anonim işler) denilen
faaliyetlerinde Opus Dei sağladığı yardımların Hıristiyan
dogmalarına uygunluğunu garanti eder.
Diğer durumlarda ise Opus Dei o kurumun faaliyetlerinde dini
dogmalara uygunluğunu garanti etmeden belirli oranda yardımda
bulunur. Bu yardımlar çeşitli alanlarda olmakla beraber
genellikle rahiplik yapmak (mesela askeri birliklerde yer alan
küçük kiliselerin yönetimi) ve din derslerine öğretmen sağlamak
şeklinde olabilir.
Piskoposluğun anonim işleri, Opus Dei üyelerinin kendilerinin
veya diğer insanlarla birlikte gerçekleştirdikleri faaliyetler
olup Opus Dei sadece bunların Hıristiyanlığa uygun olup olmadığı
hususuyla ilgilenir. Bu faaliyetler her ülkede bu alanlardaki
diğer kuruluşların tabi olduğu hukuki ve mali kanun ve kurallara
uygun olarak gerçekleştirilir. Burada belirtilmesi gereken
önemli bir husus da bu faaliyetlerden Opus Dei değil de onları
gerçekleştiren kişiler bizzat sorumludur. Bir başka deyişle,
sponsorluk yapan kurumlar her türlü organizasyon, hukuk ve mali
hususlarda tek mesul tüzel kişiliklerdir.
Faaliyetler genellikle katılımcılardan alınan aidatlar, mali
katkılar ve yardımlarla gerçekleştirilmektedir. Bazı durumlarda
devlet yardımı alınmakta eğer bu mümkün olmazsa, şahısların
yardımları istenmektedir.
Anonim işler arasında özel okullar, üniversiteler, mesleki
kurslar, gelişmemiş ülkelerde sağlık merkezleri, çiftçilik
kursları, profesyonel eğitim kurumları, öğrenci yurtları, vb.
yer almaktadır. Opus Dei'nin bu alanlardaki faaliyetlerinden
kısaca bahsetmek gerekirse, Pamplona (ispanya)'da kurulmuş olan
Navarra üniversitesi, Piura üniversitesi (Peru), La Sabana
üniversitesi (Kolombiya), Asya ve Pasifik üniversitesi
(Filipinler) ve Yüksek işletme Enstitüsü (IESE, Barselona) gibi
yüksek öğretim kurumlarının yanısıra kadınların mesleki eğitim
aldıkları Kianda Koleji (Nairobi, Kenya) de Opus Dei tarafından
kurulmuştur. Roma'nın sanayi bölgesinde de ELIS denilen ve
spesifik ticaret alanlarında uzman yetiştiren bir merkez de Roma
belediyesi ve Arnavutluk ve Somali gibi gelişmemiş ülkelerden
gelen öğrencilere de eğitim verdiği için italyan dışişleri
bakanlığı tarafından finanse edilmektedir. Chicago'nun bir
varoşunda kurulmuş olan Midtown Center de farklı ırklardan gelen
öğrencilerine lise eğitimi vermektedir. ilahiyat, felsefe ve din
eğitimi gibi alanlarda araştırmalar yapmak üzere Roma'da Kutsal
Haç üniversitesi bir Opus Dei kuruluşudur. Mexico City'nin
batısında yer alan Toshi ise yine kadınların ticaret alanında iş
bulabilmelerini sağlayacak bir eğitim vermektedir.
Burada zikredilen faaliyetlerden de anlaşılacağı üzere
JosemarÃa Escrivá'yı diğer katolik azizlerinden ayıran en
önemli özelliği onlar gibi bu dünyayı terk etmeyip topluma nüfuz
etme stratejisidir. Bunun en güzel örneği de II. Dünya
Savaşı'ndan sonra ispanya ekonomisinin radikal bir değişime
ihtiyacı olduğunu görerek 1950 yılında Barcelona'da bir işletme
eğitimi veren okul açılması için emir vermesidir. Nitekim bu
okul mezunlarından üçü daha sonra (1957) Franco hükümetinde
-maliye bakanlığı da dahil olmak üzere- yer almışlardır. Opus
Dei'nin temel görüşlerinden birisi de çok çalışma ve başarı
olduğundan grup Franco dönemini, "… ispanya'nın gelişen ve
verimli bir ekonomik düzene geçiş ve dolayısıyla da sağlam bir
toplum oluşturulması süreci" olarak değerlendirir. Opus Dei'nin
Franco ispanyasında güçlenip tanınmaya başlaması sebebiyle
Escrivá'nın faşizm ve onun muhafazakar eğilimlerini kullanarak
tehlikeli bir şekilde liberalleşmeye başlayan Katolik
Kilisesi'ni "kurtarmaya" çalıştığını öne sürmektedirler. Orta
çağ'da olduğu gibi din ve devlet işlerinin birleştirilmesi
anlamına gelen "integralizm", Franco'nun temel ideolojisiydi.
Faşist hükümetler, siyasi partiler yerine toplumun farklı
sektörleri (mesela, esnaf, çiftçi ve profesyoneller)
modernleştirilmiş loncalar tarafından temsil edilmeliydi.
Halbuki Franco rejiminde sadece kapitalistler ve toprak
sahipleri böyle bir düzenden memnundu. Tabii ki, bu sistem işçi
hareketleri ve siyasi partilerin ortaya çıkmasıyla artık her
hangi bir gücü kalmamış Kilise'nin de hoşuna da gidiyordu. Bu
karşılıklı yakınlaşma her ne kadar bir çok ispanyol ve Fransız
vatandaşında papanın krallara taç giydirdiği, kilise ile devlet
arasında varılan anlaşmaların neticesinde gelen adalet, merhamet
ve iyilik duyguları uyandıran nostaljik bir geçmişe özlem
duymalarını ve hatta Tanrı'nın Krallığı'nı bu dünyada
gerçekleştirme fikri hoş gelebilir, ama öte yandan, pek çok
Katolik de endişeye düşmüş, dahası, piskoposluğun
faaliyetlerinden şüphelenmeye başlamışlardır.
Zira Opus Dei üyeleri Vatikan'ın haricinde, her geçen gün
özellikle eğitim ve medya alanlarında daha çok yer almaya
başlamışlardır.
Hele de 1979'da ortaya çıkan ve grup üyelerinin dünya çapında
197 kolej, 694 gazete ve dergi, 52 radyo ve televizyon kanalı,
38 haber ajansı ve 12 sinema şirketinde faaliyet gösterdiklerini
açıklayan bir rapordan sonra insanlar dehşete düşmüşlerdir.
Opus Dei hiyerarşik –yani tüm faşist ideolojilerde olduğu gibi
üstlere tam itaatin yer aldığı- olarak yapılanmıştır. Genel
Başkan'ın genel konsey üyeleriyle danışarak aldığı kararlar
üyeler için Tanrı'nın iradesi olarak algılanır. Dolayısıyla, bu
kararlar itaat edilmesi gereken emirlerdir. Her ülkenin başında
kendisinin istişare edebileceği bir komisyonu olan "Consiliarius"
bulunur. Genel Başkan ve bütün Consiliarius'ların rahip olma
zorunluğu vardır. Kadın şubesinin başında da Genel Başkan'a
bağlı bir merkezi konsey mevcuttur.
Opus Dei, rahipler ve din adamı olmayan kişilerden oluşur. Din
adamı olmayan üyeler seküler alanlarda çalışmaya devem etmekle
birlikte Opus Dei'nin sıkı bir manevi kontrolü altındadırlar.
Bütün Opus Dei üyeleri "hayat planı" denilen ve günlük ayin,
tesbih, dini kitap okuma ve zikir gibi ibadetlerin yanı sıra
Opus Dei'ye ait özel dua ve adetleri de yerine getirmekle
mesuldürler.
üyelik Süreci:
Opus Dei'nin kendi ve Vatikan kaynaklarına göre bugün dünya
üzerinde yaklaşık 80.000 kişi Opus Dei üyesidir. üyelerin en çok
bulunduğu ülkeler ise ispanya, ingiltere, italya, irlanda,
Kanada, Meksika, Japonya, Avustralya, Filipinler, Orta ve Güney
Amerika ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri'dir.
insanlar neden Opus Dei üyesi olurlar? Bu soruya verilecek en
iyi cevap, "çünkü Tanrı'dan bir çağrı almışlardır" olabilir.
Fakat genellikle pratikte daha önce üye olmuş birisinden
etkilenir ve Opus Dei'ye katılmak kendisi için de cazip
gelebilir. üye olmak için kişinin yaşı, mesleği, geliri ve
sosyal statüsü önemli değildir. Bunların yerine kişinin Opus Dei
program ve ruhuna uygun olarak yaşamak isteği ve bu konudaki
kararlılığıdır. Bu kararlılık kişinin bir Opus Dei üyesi olarak
kazanacağı haklar ile yerine getirmesi gereken vazifeleri
belirten bir ticari anlaşmaya benzeyen kontrat imzalanmasıyla
gösterilir.
Aslında üyelik sürecinin sadece bir kontratın imzalanması ile
hemen başlayacağı anlayışı da pek doğru değildir. Zira, "Opus
Dei'ye ne zaman katıldın?" gibi basit bir soruya numerary üye en
azından beş farklı biçimde cevap verebilir. Bu sorunun cevabı
öncelikle numerary'nin karşısındaki kişinin kim olduğu ve
kendisinin Opus Dei hakkında ne kadar detaylı bilgi vereceğine
karar vermesine bağlıdır. Bu durumlarda numerary yalan
söylediğini hiç düşünmeden gerçekleri çarpıtmaya zaten
alışkındır.
üyeler için Opus Dei programı şu dört kelime ile özetlenebilir:
Tanrı'dan çağrı (vocation), iş, piskoposluk ve eğitim.
Organizasyonun kendisinin belirlediği bu prensip sayesinde Opus
Dei, üyelerinin tüm hayatlarını piskoposluk etrafında
şekillendirmekte ve hatta dış dünya ile ilişkilerini sıkı bir
kontrol altına almaktadır. üyelerin evlere gelen ve giden bütün
mektupları okunduğu gibi, ailelerinin resimlerini taşımalarına,
eski arkadaşlarıyla ilişkilerini devam ettirmeye, sosyal
faaliyetlere katılmaya ve hatta aile toplantılarına –mesela
kardeşlerinin doğum günü- katılmaya izin verilmez. Artık
zamanlarını tamamen "yeni aileleri"ne ayırmalıdırlar; zira "eski
dostlarla ilişkiyi sürdürmek zaman israfıdır ve kullanılan bu
zaman da artık bize ait değildir).
Opus Dei'nin dünya çapındaki faaliyetleri arasında eğitim
özellikle de prestijli üniversitelerin yakınlarında kurdukları
öğrenci yurtları ön sıralarda yer alırken doğal afetlerin
meydana geldiği ülkelere Hıristiyan yardım dernekleri
vasıtasıyla sızma girişimleri de görülmeye başlamıştır. Bunlar
arasında CARITAS adlı yardım derneği aslında 50 kadar Hıristiyan
yardım derneğinden oluşmakla birlikte bazı bölgelere yardım
sırasında bazı mezhepler öne çıkmaktadır. Opus Dei'nin CARITAS
ile resmi bir ilişkisi olmamasına rağmen Ernesto Guillermo Cofiño
adlı bir Opus Dei üyesinin Guatemala Caritas genel müdürlüğünü
yapmış olması ve Opus Dei tarafından azizlik sürecinin başlaması
için yoğun kulis faaliyetleri yapması dikkat çekmektedir.
CARITAS'ın istanbul Harbiye'de bir temsilciliğinin olması ve
Afyon ile Marmara depremlerinde oldukça aktif olması Opus
Dei'nin Türkiye'ye bu kurum aracılığıyla girme teşebbüsleri
olduğu şüphelerini derinleştirmektedir.
Doç.Dr Ali Murat Yel
Fatih üniversitesi, Sosyoloji Bölümü
|