Dünya
üzerindeki birçok kültür,
Nuh’un Gemisi’nin, kendi
cografyalarinda yer alan bir
dagin tepesine oturduguna
inanir. Örnegin, bu kutsal
dag Grekler için “Parnassus”,
Babilliler için “Nimus”,
Asurlular için “Nizar”,
Hindular için “Himavat”,
Inkalar için And Daglari’nin
zirvesi, Aztekler ve
Toltekler için “Colhuacan”,
Hiristiyanlar için “Ararat”
(Agri Dagi), Müslümanlar
için “Cudi”dir. Nuh’un
Gemisi söylencesine ve onun
bulundugu yere iliskin,
Tevrat ve Kuran’daki
anlatimlar en yaygin
inançlar olarak kabul
edilmekle birlikte, Nuh’un
Gemisi ve “Tufan”
söylencelerinin, yalnizca
Ortadogu kökenli olduklarini
öne sürmek dogru degildir.
Tufan, yani insanlarin
“günahlarindan ötürü Tanri
tarafindan
cezalandirildiklari” ve bir
zamanlar yeryüzünün bir
bölgesini ya da tümünü
sularin basip tüm yasamin
sona erdigine, sonra yeniden
baslatildigina iliskin
inanç, gelmis geçmis tüm
uygarliklarin
söylencelerinde yer alan bir
inanistir. Iskandinavlar’dan
Mayalar’a, Çinliler’den Hopi
kizilderililerine,
Sümerler’den Alaska’da
yasayan Tlingit’lere dek,
degisik adlarla anilmakla
birlikte, tüm insan
topluluklarinin bir “Nuh”u,
“hayvan çiftleri”, bir
“Gemi”si ve tabii ki bir
“dag”i vardir. Bu
“seçilmisler”in yolculugunun
süresi ise 6 gün 6 gece ile
60 gün 60 gece ya da 52 yil
arasinda degismektedir.
Hiristiyanlar, Gemi’nin
“Ararat” (Agri) Dagi’nda,
Müslümanlar ise Sirnak ve
Silopi kentleri arasinda yer
alan 2114 metre
yüksekligindeki Cudi
Dagi’nda olduguna inaniyor.
Çünkü Tevrat’ta ve Kuran’da
böyle yaziyor. Ne var ki,
“Ararat” sözcügünün “Urartu”
sözcügünden bozma oldugunu
öne sürenlerden ötürü Cudi
olasiligi biraz daha yüksek
gibi görünüyor. Çünkü, Cudi
Dagi’nin bulundugu bölge
Urartular’in bölgesi. Ayrica,
40 gün 40 gece süren
yolculugun sonunda Nuh’un
karaya gönderdigi kusun,
agzinda bir zeytin daliyla
geri dönmesi de bu görüsü
oldukça destekliyor. Çünkü
Agri Dagi’nda hiç zeytin
agaci yok. Oysa Cudi
Dagi’nin güney kesimleri
zeytinliklerle dolu.
Çaglar boyunca dinsel
inançlar ile çatisan
bilimsel anlayis da bugün
artik yeryüzünde büyük bir
tufanin meydana geldigini
kabul ediyor. Bilim aslinda
mitolojik bir kavram olarak
kabul ettigi Nuh’un Gemisi
ile degil de, daha çok Tufan
ile, yani binlerce yil önce
yasanmis büyük bir taskin
felaketi ve nedenleri ile
ilgileniyor. Tufanin, yani
tüm zamanlarin en büyük su
baskininin nerede oldugu
açik biçimde belirlenirse,
bu, yeryüzünün jeolojik,
arkeolojik hatta
antropolojik tarihi
açisindan önemli yeni
bilgilere ulasilmasi
anlamina gelecek.
En son öne sürülen
yaklasimlara göre,
günümüzden yaklasik 10 bin
yil önce, buzul çaginin
sonlarinda, buzullarin
erimesiyle deniz düzeyi
yükselmeye ve Akdeniz’in
sulari, o sirada bir göl
olan Karadeniz’e akmaya
basladi. Bir düsleyin:
Bogazlar askida, bugünkü
Istanbul Bogazi, örnegin 100
metre yükseklikte.
Akdeniz’in sulari Marmara ve
Istanbul Bogazi üzerinden
bir selale gibi ve akil
almaz bir su kütlesi
durumunda Karadeniz’e
bosaliyor. ABD’li iki bilim
adami Dr. William Ryan ve
Dr. Walter Pitman’in ortaya
attiklari bu “Karadeniz
kurami”ni destekleyen,
jeoloji Profesörü Naci
Görür’e göre bu selale,
bugün yeryüzünün en büyük
selalesinden birkaç yüz kat
daha büyük ve güçlüydü.
Selale Karadeniz’de büyük
bir buharlasmaya neden
oluyordu. Ortaya çikan ses
ise kilometrelerce
uzakliktan isitilebiliyordu.
O çaglarda Karadeniz
kiyilarinda avcilik,
balikçilik ve tarimla
geçinen insan topluluklari
yasiyordu. Bu insanlar, bu
olayi ve gürültüyü yasadi.
Karadeniz’in sulari çok
hizli bir biçimde yükseldi
ve bir günde kilometrelerce
yol alarak kiyilardaki tüm
yasami sona erdirdi.
Felaketten kaçabilenler göç
yollari üzerinden
Mezopotamya’ya geldiler.
Çünkü bu bölgenin kosullari,
geldikleri bölgenin
kosullarina çok benziyordu.
Bu görülmemis ve unutulmaz
olayi da yanlarinda
getirdiler ve olay zamanla
bir söylenceye dönüserek
kavimden kavime aktarildi ve
“Tufan” ve Nuh’un Gemisi”
inanisi ortaya çikti.
Peki bu durumda Alaska’da,
Hindistan’da ya da Güney
Amerika’da da bir Karadeniz
ve bir Istanbul Bogazi var
miydi? Galiba bunu
arastirmak da o yörelerin
bilim insanlarina düsüyor...
Agri Dagi’na çikan ilk kisi
olarak bilinen Hollandali
gezgin Jan Struys, 1670
yilinda, dagin eteklerinde
inzivaya çekilmis bir
Hiristiyan kesise
rastlamasaydi, Nuh’un Gemisi
belki de hâlâ kutsal
kitaplarin satirlari
arasindaki yerini sürdürüyor
olacakti. Kesis, gezgin
Struys’a, Nuh’un Gemisi’ne
girdigini söylemis hatta
Gemi’nin parçalarindan
kopardigini iddia ettigi bir
ahsap parçasindan oyulmus
küçük bir haç bile vermisti.
Resmî kayitlara göreyse,
Nuh’un Gemisi’ni aramak
üzere 20 Agustos 1829’da
Agri Dagi’nin zirvesine
ulasan ilk kisi Alman bilim
adami Frederic Parrot oldu.
Parrot, Padisah 2. Mahmud
ile görüserek, Nuh’un
Gemisi’nin Agri Dagi’nda
bulundugunu öne sürdü.
Padisah biraz da saskinlikla
gerekli izni verdi ve Parrot,
biri Rus alti Alman arkadasi
ile zirveye tirmandi.
Dönüste, Gemi’yi
bulamadigini ama izlerine
rastladigini açiklamasi
Avrupa’da ve Hiristiyan
âleminde büyük heyecan
yaratti.
Daha sonra, 1835’te, 1845’te
ve 1846’da Rus dagcilar
tirmandi Agri’ya. 10 Agustos
1883 tarihli Chicago Tribune
gazetesinde, bir Istanbul
gazetesine dayanilarak,
Nuh’un Gemisi’nin
bulunduguna iliskin bir
haber yayimlanmasi yine
ortaligi karistirdi.
Amerika’da birbirine ardina
Nuh’un Gemisi kulüpleri
kurulmaya ve Amerika’dan
Agri’ya sik sik ekipler
gelmeye basladi.
1890’da zirveye ulasan ve
yine bir Rus olan Milo
Koseviç ise Agri’ya tirmanin
ilk kadin olma unvanini elde
etti.
1916’da Vladimir Roskovski
adli bir Rus pilot, Agri
üzerinden geçerken bir gemi
kalintisi gördügünü iddia
edince gözler bir kez daha
Agri’ya çevrildi.
O yillarda Agri’ya
tirmananlar, gelecekte ne
tür sorunlara ve
tartismalara yol
açacaklarini kuskusuz ki
bilmiyorlardi. Aslinda,
1921’de Sovyetler Birligi,
Dag’in kuzey yamaçlarindaki
haklarini Türkiye
Cumhuriyeti’ne devretmese,
1932’de Türk-Iran sinir
düzeltme islemiyle Küçük
Agri Türkiye sinirlarina
alinmasaydi, gelecekteki
sorunlar yalnizca bir ülkeyi
degil, üç ülkenin
yöneticilerini, basinini ve
kamuoyunu, diplomatik,
siyasal ve dinsel açilardan
oldukça mesgul edecekti.
Milo Koseviç, Büyük Agri’nin
zirvesine tirmanan ilk
kadindi ama zirveye ulasan
tek devlet baskani olma
unvani ise Türkiye
Cumhuriyeti’nin besinci
cumhurbaskani Cevdet Sunay’a
aitti. Sunay, kurbay binbasi
oldugu 1937 yilinda bir
ekiple zirveye çikmisti.
Adi pek duyulmamis,
ansiklopedilerde ya da
biyografi sözlüklerinde yer
almayan bir kisi daha vardir
ki, Nuh’un Gemisi
arastirmacilari (onlara
“gemici”, “gemi avcisi” ya
da Ingilizce’deki “ark”
sözcügünden ötürü
“arkolojist” deniliyor),
gerçekten de ona çok sey
borçludurlar. 11 Eylül
1959’da, Harita Umum
Müdürlügü’nde görevli harita
mühendisi Yüzbasi Ilhan
Durupinar, Büyük Agri’nin
havadan çekilmis
fotograflari üzerinde
incelemeler yaparken Nuh’un
Gemisi’ne çok benzeyen bir
olusum kesfetmisti. 135
metre uzunlugunda, 50 metre
genisliginde ve 6 metre
derinligindeki olusum,
Tevrat’ta sözü edilen Nuh’un
Gemisi’ne iliskin ölçülerle
büyük bir uyum gösteriyordu.
Fotograflarin ayni yil
içerisinde Hayat Dergisinde
yayimlanmasi dünya çapinda,
günümüze dek sürecek olan
bir tartismayi baslatti. (O
yillarda Hayat’ta çalisan
ünlü fotograf sanatçisi Ara
Güler, yillar sonra,
1980’lerde astronot James
Irwin ayni olusumu ikinci
kez kesfettiginde,
“Amerikalilar’a da ne
oluyor? Eger bu, Nuh’un
Gemisi ise onu ilk kez biz
Türkler bulduk” diyecekti.)
Ankara’daki ABD
Büyükelçiligi araciligiyla
Türk Hükümeti’ne basvurarak,
“Nuh Gemisi’ni iliskin
kalintilar”i satin almak
istediklerini resmen
bildirmislerdi.
“Gemi avcilari” ile kesif
gezilerinin sayisi
1960’larda artmaya devam
etti. Özellikle Amerikan
kökenli çok sayida arastirma
grubu, Türk hükümeti’nden
Agri’ya çikmak için izin
istiyordu. Çikma iznini
alanlar ise genellikle eli
bos dönüyordu. Bu
arastirmacilardan biri olan
Erly Cummings, denildigine
göre, konuyla ilgili,
dünyadaki en iyi bireysel
arsive sahipti. Cummings,
yüzbasi Durupinar’in
kesfettigi olusuma ancak
1974’te ulasabilmisti. Ayni
yil tüm “gemi avcilari”ni
kötü bir sürpriz bekliyordu.
Çünkü Türk yetkililer artik
Agri Dagi’nin bulundugu
yeri, ulusal güvenlik
nedeniyle “yasak bölge” ilan
etmisti. O yildan sonra gemi
meraklilari, bir süreligine
Agri Dagi’nin uydudan
çekilmis fotograflarinin
analiziyle yetinmek zorunda
kaldilar. 1984’te bölge
turizme açilinca on yil
boyunca oldukça “birikim”
olusturan “gemi avcilari”
birbiri ardina Türkiye’ye
gelmeye basladilar. Bunlarin
içinde en ilginç kisi
kuskusuz ki Ay’a ayak basan
astronotlardan biri olan
James Irwin idi. Astronot
Irwin, daha önceleri de,
Ay’dayken “gizemli ilâhî
sesler duydugunu”
söylemesiyle kamuoyunda
büyük bir ilgi odagi olmustu.
Simdi de , birbiri ardina
yaptigi basin
toplantilarinda Gemi’yi
kesinlikle bulmaya kararli
oldugunu söylüyordu. Fakat
asil gürültüyü, bir diger
ABD’li “avci” Marvin
Steffins koparmisti.
Steffins, Gemi’ye ait
oldugunu iddia ettigi
parçalari, gizlice
yurtdisina çikarinca, bu kez
dönemin Kültür ve Turizm
Bakani Mükerrem Tasçioglu
bir açiklama yapmak zorunda
kalmisti. Kaçirilan
parçalarin Agri’nin tasindan
topragindan ibaret oldugunu
söyleyen Tasçioglu, 30
Agustos 1984’te söyle
konusmustu: “Irwin Ay’a
inerken üsütmüs olabilir!..
Steffins ile öteki
arastirmacilar ise para
amaciyla senaryo yazmislar...”
1986’da bu kez baska bir
Amerikali, David Fasold daha
etkileyici bir iddia ortaya
atti: “Herkes yaniliyor!
Gemi, Agri’da oldugu
söylenen yerde degil, daha
asagida, Üzengili köyü
yakinlarinda...” Fasold,
iddiasini, yine dev bir
gemiye benzetilen olusum ile
de destekliyordu.
Astronotlar, CIA ajanlari,
“arkolojistler” (gemiciler),
batik gemi çikarmada uzman
olanlar, herkes yüzyili asan
bir süredir Nuh’un
Gemisi’nin pesinde. Peki ne
olacak gemi bulundugu zaman?
Bunun, Akdeniz’de 500 yil
önce korsanlar tarafindan
batirilan herhangi bir
geminin bulunmasi gibi bir
bulunma olmayacagi açik.
Örnegin David Fasold,
Üzengili (eski adiyla Mesar)
köyü yakinlarinda Nuh’un
Gemisi’ne ait oldugunu iddia
ettigi olusumu kesfettiginde,
bakin neler olmustu: Nuh’un
Gemisi’nin varligina iliskin
hiçbir somut kanit
olmamasina karsin Agri
Valiligi olusumun bulundugu
yere turistik bir kafeterya
yaptirmaya baslamisti.
Üzengili köyü, Nuh’un Gemisi
sayesinde hemen bir yola
kavusmustu. Bir de küçük
çapli bir arazi anlasmazligi
yasanmisti: Iki Üzengili,
“gemi”nin kendi arazileri
içinde oldugunu iddia ederek
yetkililere ayri ayri
basvurmuslardi. Ayni aileden
olan bu kisiler “onun degil,
benim!” biçiminde
birbirlerine de düsmüslerdi.
Sonunda devlet olaya el
koymus ve üzerinde hiçbir
bitki örtüsünün bulunmadigi
kayalik arazinin, “Yapilan
tahkikat sonucunda bu
arazinin, vergi kayitlari
kapsaminda bir yer olmadigi
anlasildi ve maliye adina
tesciline karar verildi...”
denilerek Hazine’ye ait
oldugunu saptanmisti.
1987’de ise Agri’ya
tirmanmak, Türk yetkililerce
tekrar yasaklandi. Yasagin
kaldirilacagina iliskin
söylentiler olmakla
birlikte, en azindan Bütün
Dünya’nin bu sayisinin
yayina hazirlandigi
siralarda yasak hâlâ
kalkmamisti.
Yüzbasi Durupinar’in Hayat
dergisine verdigi ve
yayimlanmasini sagladigi
fotograflar, yalnizca
Hiristiyanlar’in,
Müslümanlar’in ve
“gemiciler”in degil, bir
baska kesimin daha ilgisini
çekecekti: Gizli
servislerin. Dünya üzerinde
olup biten herseyden haberi
olan CIA’in, Nuh’un Gemisi
gibi bir olaya kayitsiz
kalmasi beklenemezdi. Ancak
uzun yillar sonra, CIA’in,
“Agri Dagi Anomalisi”
baslikli bir dosya açtigi,
1959’dan beri Agri
Dagi’ndaki bu olusum ile
ilgilendigi ve havadan,
uzaydan, uydularla, U2 casus
uçaklariyla türlü açilardan
çekilmis binlerce
fotograflik bir arsivi
oldugu ortaya çikacakti.
CIA’in “sir”ri 1995’te
açiklandi. Önce “Gemi’yi
bulduk”, sonra da 1997’de,
“Agri’da gemi yok!” dediler.
Belki de türlü nedenlerle,
“belirsizligin” sürmesi
gerekiyordu! Tüm bunlar
Yüzbasi Durupinar’in
kesfettigi olusuma iliskin
fotograflardan
kaynaklanmisti. Ancak daha
1986’da, “Jeomorfoloji
Dergisi”nde Yilmaz Güner
imzasiyla yayimlanan bir
makaleyle; bir gemiye çok
benzetilen sözkonusu
kabartinin, jeolojide “yer
akmasi” (“earthflow”) adiyla
anilan ve buzullarin
kaymasiyla ortaya çikmis,
son derece dogal bir olusum
oldugu öne sürülmüstü. Bir
anlamda “son nokta” islevi
tasiyan bu yaklasimin Nuh’un
Gemisi’ne iliskin simdiye
dek yapilmis en ayrintili ve
bilimsel çalisma oldugu
kabul edildi.
Nuh’un Gemisi’ne iliskin en
taze haber ise 1999
Kasimi’nda Amerikan
gazetelerinde yayimlandi.
Merkezi ABD’de bulunan
“Nuh’un Gemisi Dernegi”nin
duyurusu söyleydi:
“Türkiye’de Agri Dagi’nin
çevresinde düzinelerce
arastirma yapildi ama kesif
kanitlanamadi. 31 Aralik
2000’e dek Nuh’un Gemisi’ni
kesfedene 1 milyon dolar
ödül verecegiz.”
Kesin olan bir sey daha var
ki, o da, bu Nuh’un Gemisi
“isi”nden birilerinin
oldukça zengin oldugu.
ABD’de birçok dernek ve
kulüp bulunuyor. Ülkede
siradan bir Nuh’un Gemisi
konferansina, yalnizca
girmek için, en düsük
tarifeden 10-15 dolar ödemek
gerekiyor. Konusmacilar, her
konferansin sonunda
genellikle, “Mutlaka Agri’ya
gitmeli, tirmanmali ve
Gemi’yi bulup, kutsal
kitabimizda yazilani
dogrulamaliyiz” demekte ve
dindar insanlar da bu ugurda
para bagisinda bulunmaktan
kaçinmamaktadir. “Gemi
avcilari” her seferinde
Türkiye’ye geliyorlar,
fotograf ve filmler
çekiyorlar, sonra dönüp
bunlari parali
konferanslarda gösterip, “Bu
kez bulamadik ama gelecek
yil mutlaka...” diyorlardi.
Gemi de, dogaldir ki bir
türlü bulunamiyordu.
Agri’ya çikisin yasaklandigi
1987’den buyana, bu
“sektör”de etkinlik
gösterenlerin, geçimlerini
nasil sagladiklarini insan
gerçekten merak ediyor!
Nuh’un Gemisi’ne iliskin
anlatimlarin temeli büyük
dinlerin kutsal kitaplarina
dayaniyor. Gemi bulundugu
zaman, dinler arasindaki
çatismalar sona mi erecek?
Yeryüzünde belki de ilk kez,
büyük dinlerin izleyicileri
ortak bir hac yeri mi
belirlemis olacaklar?
Tüm kesimlerin görüs ve
inanislarindan söyle bir
ortak payda çikartmak olasi:
Ortada öyle ya da böyle kötü
bir olay var: Bir dinin
izleyicisi olanlar,
“insanlarin çok günah
isledikleri” gerekçesiyle
Tanri tarafindan
cezalandirildiklarini; bilim
ise o yörede büyük bir sel
felaketi yasandigini, ve
binlerce insanin öldügünü
savunuyor.
Ezoterik felsefenin
izleyicisi olan daha baska
bir kesim daha var ki; buna
göre de, bir tufandan
kurtulan tüm insanlarin ve
tüm canli türlerinin, her
birinden birer çift olsa
bile, bir gemiye sigmalari
düsünülemeyecegine göre,
buradaki geminin bir önemli
bir sembolden ibaret oldugu
savunuluyor.
Eger gerçekten yazildigi
gibi bir Tufan yasanmissa ve
“seçilmisler”, yani bizim
atalarimiz bir gemi
araciligiyla kurtulmus ve
yeni bir yasama
baslamislarsa, üstelik Nuh
da ogullarina Tufan’dan
sonra, “Bu gemiyi yok
etmeyelim, insanoglu görsün
de ibret alsin” demisse ve
bugün dünyada yaklasik 4
milyar insan da buna
inaniyorsa bu “gemi”,
Agri’da ya da Alaska’da, bu
dünyanin bir yerlerinde
olmalidir. Üstelik, “Gemi”ye
ulastigini iddia eden çok
sayida “gemici”, tahta,
beton ya da zift gibi
çesitli “kanitlar”a sahip
olduklarini öne sürüyorlar.
Bugüne kadar hiçbir din
adami, hiçbir bilim insani,
hatta CIA bile, “Evet Nuh’un
Gemisi’ni bulduk” demedi.
Oysa, yeryüzünün her yani
kesfedilmisken ve artik
savaslar bile uydulardan
yönetiliyorken, bilim ve
teknolojinin ulastigi bu
düzeyle, Nuh’un Gemisi de
çoktan bulunmus olmaliydi.
Kimbilir belki de o,
gerçekten içinde bir mesaj
barindiran bir simge
gemidir. Belki de önemli
olan Nuh’un Gemisi’nin
bulunmasi degil, Nuh’un
gemilerine gereksinim
olmamasidir.
|
