|
Kuran
Ahlakı Ne Demektir?
Kuran
ahlakı, dünyada güzel bir hayat sürebilmek ve sonsuz ahirete
hazırlık yapabilmek için Allah’ın insanlara bir lütfudur.
Kişinin hayat boyu karşısına çıkabilecek her olaya karşı nasıl
bir tavır içinde olması gerektiğini, Rabbimiz’in beğendiği
davranışların hangileri olduğunu öğrenebileceği bir yaşam
rehberidir. Bu ahlakı yaşamak son derece kolay, zevkli ve
konforludur.
Dünyada ve
Ahirette Güzel Bir Ahlak Yaşamanın Sırrı: Kuran Ahlakı
Kuran
ahlakı insanın fıtratına uygun olan tek yaşam şeklidir. İnsanı
yoktan var eden Allah, onun nelere ihtiyaç duyacağını, hangi
ibadetleri uygulamaya güç yetirebileceğini, nasıl sağlıklı,
huzurlu ve mutlu olacağını en iyi bilendir.
Din
ahlakını yaşamak, insanların üzerindeki tüm külfeti, kısıtlayıcı
ve insanlara zorluk getiren ağırlıkları kaldırır. İnsanın sadece
sonsuz merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, herşeyi hayırla
yaratan, tüm gücün sahibi olan Allah'ın, kendisi için
belirlediği kadere teslim olmasını, herşeyde sadece O'nun
rızasını arayarak O'na yönelmesini bildirir.
Evrendeki her varlığın ve gerçekleşen her olayın sahibi olan
Allah'a güvenip dayanmak ve O'nu dost edinmek, bir insanın
hayatındaki tüm korkuların, endişelerin, sıkıntıların ve
zorlukların da sonu demektir.
Bu gerçeği bilmeyen pek çok insan ise kendilerince din
ahlakından uzaklaştıkları takdirde daha rahat yaşayacaklarını,
ahlaki değerlere önem vermedikleri zaman özgür olacaklarını
düşünürler. Ya da din ahlakının yaşamlarını zorlaştıracak
birtakım kısıtlamalar getireceğini zannederler. Halbuki bütün
bunlar insanların düştükleri çok büyük yanılgılar ve şeytanın
aldatmacalarıdır. Çünkü Allah'ın buyurduğu din ahlakını yaşamak
son derece kolaydır. Asıl zor olan, Allah'ın bildirdiği
sınırları tanımayan insanlardan oluşan bir toplumda yaşamaktır.
Böyle bir yaşantı son derece kötü sonuçları da beraberinde
getirir.
Din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda veya iman etmeyen
insanların hayatlarında genellikle kaos, kargaşa, huzursuzluk,
korku, mutsuzluk ve stres vardır.
Bununla beraber, bu topluluk içinde olup Allah'tan gerektiği
gibi korkmayan bir insan her türlü ahlaksızlığı yapabilir,
hiçbir konuda sınır tanımayabilir ve dejenere bir hayat
sürebilir. Böyle bir hayatta insanlar birbirlerine karşı
fedakarlık göstermez, sevgi, saygı bilmez, zor anlarında maddi
ve manevi destek vermezler. Bu yüzden de böyle bir yaşam hiçbir
zaman, hiçbir insana mutluluk getirmez. Din ahlakı yaşanmadığı
zaman insanın huzur bulacağı ortamın tam tersi meydana gelir ve
daha bu dünyadayken, cehennemin manevi azabı yaşanmaya başlanır.
Kuran Ahlakı nasıl Yaşanır
İnsanlar
için en güzel örneklerin verildiği, her sorunun cevabının
bulunduğu Kuran’da namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak gibi
herkesçe bilinen ibadetlerin yanısıra tüm ayrıntılarıyla tarif
edilen bir yaşam modeli ve ahlak anlayışı bulunmaktadır. Allah
Katında karşılığı olan ve Rabbimiz’in hoşnut olacağı pek çok
davranış biçimi Kuran ayetlerinde haber verilmiştir. Bu
davranışların her biri aynı namaz kılmak gibi Yüce Allah’ın bir
emridir ve ibadettir. Aynı şekilde Rabbimiz’in emirleri
doğrultusunda kaçınılması gereken birçok olumsuz eylem ve tavır
da haber verilmiştir.
Bununla beraber, dünya hayatı bir imtihan yeri olduğu için her
insanın dünyada kaldığı süre boyunca çeşitli vesilelerle imtihan
olacağı çok açıktır. İmtihanımız nefes aldığımız her an
kesintisiz devam etmektedir. Allah’ın bizler için takdir ettiği
ölüm vakti gelene kadar da devam edecektir. Dolayısıyla her
insan her yeni gün farklı olaylarla sınanacak, göstereceği
tavırlardan sorumlu tutulacaktır.
İşte, Kuran ahlakını yaşamak denildiğinde anlaşılması gereken,
tüm bu bilgilerin ışığında bir yaşam sürmek olmalıdır.
Rabbimiz’i Razı Edecek Davranışlar Nelerdir?
Rabbimiz’i
razı edecek tavırların neler olduğunu öğrenmek için bize
sunulmuş çok değerli iki rehber vardır; Kuran-ı Kerim ve
Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetleri…
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in Kuran ahlakına dair
uygulamaları ve tavsiyeleri hadisler vasıtasıyla bizlere
ulaşmıştır. Sünnetler, Peygamberimiz (sav)’in Kuran ahlakını
nasıl yaşadığının en güzel örnekleridir. Peygamberimiz "Din
kolaylıktır." (Buhari, Iman: 29; Nesai, İman: 28; Musned, 5:69)
şeklinde buyurarak, insanları din ahlakını yaşamaya davet
etmiştir.
Hoşgörü, affedicilik, güleryüz, ince düşünce, fedakarlık, vefa,
yardımseverlik, adalet, sadakat, tevekkül, ihlas, şevk,
temizlik, insaniyet, dürüstlük, şefkat, vicdan, tevazu,
kanaatkarlık, sabır… Tüm bu güzel ahlak özellikleri, Kuran
ahlakının yaşanmasına vesile olan, insanın yaratılış fıtratına
uygun, sahip olunduğunda kişiye mutluluk ve huzur veren, Yüce
Allah’ın beğendiği ve övdüğü davranışlardandır.
Şirk, bencillik, kibir, kıskançlık, yalan, alaycılık, gıybet,
pislik, fitne, bozgunculuk, israf, öfke gibi davranışlar ise
bilindiği gibi sakınılması gereken kötü ahlak
özelliklerindendir.
Yukarıda sayılan olumlu ve olumsuz pek çok özellik, tüm
toplumlarda evrensel olarak geçerli olan ahlaki erdemlerden olsa
da, genelde herkesçe bilinen bu tavırların uygulamaya
geçirilmesinde ortaya çıkan eksiklikler vardır. Örneğin bazı
insanlar toplum içinde iyi bilinmek adına birtakım olumsuz
davranışlardan uzak durabilmekte; ancak tek başlarına
kaldıklarında ve kimsenin bilemeyeceğini düşündükleri bir ortam
oluştuğunda kaçındıkları olumsuz tavırları kendileri
sergileyebilmektedir. Çünkü bu davranışların önemleri,
karşılıkları ve kişiye yükleyeceği sorumluluklar yeterince iyi
bilinmemekte, düşünülmemekte veya çoğu zaman gözardı
edilmektedir.
Çoğu zaman güzel ahlak özelliklerine “olsa iyi olur ama olmazsa
çok da önemli değil” mantığıyla yaklaşılmaktadır. Oysa Kuran
ahlakının temelinde Allah korkusu ve Allah’ın rızasını kazanma
özlemi vardır. Bir mümin, Allah’a olan bağlılığı, sevgisi ve
korkusundan dolayı O’nun emirlerini yerine getirme konusunda
büyük bir titizlik, O’nun rızasını kazanma konusunda ciddi bir
çaba içinde olur. Bu sebeplerden dolayı da mümin, herkesin
bildiği ama çoğu zaman uygulayamadığı ahlaki erdemleri yerine
getirirken belirli bir şuur ve amaç taşır. Bu amacında da
samimi, kararlı ve sürekli olur. Yüce Rabbimiz yalnızca
Kendisi’ne adanarak ihlasla yapılan sürekli ve salih
davranışlardan razı olacağını Kuran-ı Kerim’de bildirmiştir:
“Allah, hidayet bulanlara hidayeti artırır. Sürekli olan salih
davranışlar, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlı,
varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.” (Meryem Suresi,
76)
Birkaç örnek verecek olursak; güzel bir sözle bir Müslümanı
onore etmenin, ona Allah’ı hatırlatmanın, bir mümin için
fedakarlıkta bulunmanın ve buna benzer sayısız davranış
göstermenin Allah Katında karşılığı bulunan birer ibadet
hükmünde olduğunun unutulmaması gerekir.
Kuran Ahlakının Kişiye Kazandırdığı Üstün Özellikler
Kuran
ahlakını, ancak gerçek iman sahipleri gereği gibi yaşar ve bu
güzel hayatı yaşamaktan büyük haz duyarlar. Dolayısıyla Yüce
Allah’a samimi bir kalple iman etmek önemlidir. İman şuuruyla
hareket eden bir insan, tüm hayatını Yüce Rabbimiz’i razı etmeye
adayacak, O’nun rızası için nefsinin kötü özelliklerinden
kurtulacak, vicdanının sesini dinleyerek iyilikten ve
güzellikten yana olacak, bu vesileyle de Kuran ahlakıyla
ahlaklanacaktır.
Kuran ahlakını yaşamaya karar veren bir kimsenin kendini Allah’a
teslim etmesi ve Kuran ahlakını kendisine rehber edinmesi
gerekir;
- Böylelikle bu kişinin hayatında, davranışlarında,
düşüncelerinde, kararlarında ve konuşmalarında son derece önemli
değişiklikler meydana gelir.
- Bundan böyle -Allah’ın dilemesiyle- kalbine yerleşecek olan
Allah korkusu sayesinde hesap gününde hesabını veremeyeceği
hiçbir şeyi yapmamaya azami gayret gösterecektir. Çünkü bu kişi,
Allah’ın her an kendisini gördüğüne ve dünya hayatındaki tüm
işlerinden hesaba çekileceğine dair kesin bir inanca sahip
olacaktır.
- Bu nedenle çevresindeki insanların herhangi bir hatası
karşısında hoşgörülü ve affedici olacaktır. Küçük gibi görünen
bir iyiliğin bile, ahirette karşılığının misliye verileceğini
bildiği için çevresindeki insanlara karşı her zaman yardımsever,
fedakar, alçakgönüllü, saygılı ve adil olmak için çaba
gösterecektir.
- Olaylar planlandığı gibi gelişmediğinde bunun kendisi için
hayırlı bir durum olduğunu bilmenin, Allah’a tevekkül etmenin ve
kadere teslimiyetin konforunu yaşayacaktır.
- Öfkelendiğinde öfkesini yenmenin, merhametli ve şefkatli
tavırlar göstermenin, sabırlı, adil ve alçakgönüllü olmanın
lezzetini hissedecek, buna benzer tüm güzel ahlak özelliklerini
sergilemekten büyük zevk alacaktır.
- Aldığı karar sonucu Kuran ahlakını kendisine rehber edinen
kişinin geçmişteki değer yargıları da tamamen değişecektir.
Örneğin artık, her zaman ve her durumda güçlünün değil haklının
yanında olacak, adaletten ayrılmayacaktır.
- Çevresindeki insanları makamlarına, güzelliklerine,
kültürlerine veya zenginliklerine göre değil Allah korkularına
göre değerlendirecektir.
- Allah'tan başka kimseden medet ummayacak, korkuya, ümitsizliğe
ve karamsarlığa kapılmayacaktır.
- İsraftan kaçınmak, nefsinin bencil tutkularından korunmak,
temizliğe ve estetiğe önem vermek bu kişinin doğal olarak
titizlik göstereceği konulardan olacaktır.
- Kendisine çeşitli nimetler lütfedildiğinde ve bolluk içinde
yaşadığı anlarda olduğu gibi darlık, zorluk ve sıkıntı
zamanlarında da şükredici olacaktır.
Tüm bu saydıklarımızdan kişinin ruhu zevk alacak, Allah’ın
rızasını gözeterek yaptığı ve sıradan gibi gözüken her iş,
yediği her yemek, seyrettiği her güzel manzara, sarf ettiği her
güzel söz kendisi için bir ecir ve mutluluk kaynağı olacaktır.
Ayrıca bu güzel ahlak özelliklerinden haberdar olan bir insanın
yapması gereken; Allah’tan bir sorumluluk olarak, İslam
ahlakının insanlar arasında yayılması için çaba göstermek veya
bu konuda çaba gösterenlere yardımcı olmaktır.
Unutmamak gerekir ki, Rabbimiz kullarından sürekli olan salih
davranışlarda bulunmalarını istemiştir. Dolayısıyla din ahlakı
ancak taviz vermeksizin kararlılık ve iradeyle yaşanabilir.
Müslümanın görevi, Allah’ın vahyettiği bu üstün ahlakı en ince
ayrıntısına kadar uygulamaktır.
Dünyada ve
Ahirette Güzel Bir Ahlak Yaşamanın Sırrı başlığında: Barış,
huzur, mutluluk, özgürlük, eşitlik, sevgi ve kardeşlik… Bunları
elde etmek için Kuran ahlakından başka yol arayanlar onlarca,
yüzlerce, hatta binlerce yıl geçse de hiçbir zaman aradıklarını
bulamayacaklardır. İnsanın dünyada ve ahirette rahat etmesi için
tek yol, Allah'ın insanlar için seçip beğendiği İslam ahlakını
yaşamasıdır.
Kuran Ahlakını Yaşamayanların Gereksiz Bahaneleri
Buraya
kadar anlatılanların doğruluğunu hiçbir vicdanlı insan kabul
etmemezlik yapamaz. Ancak yine de kimi insanlar, dünyadaki
davranışlarından hesaba çekilecekleri gerçeğini kabul ettikleri
halde şeytanın başka bir aldatmacasına düşmektedirler. Şeytan
birtakım geçersiz bahaneler üreterek insanların din ahlakını
yaşama konusunda ciddi bir çaba göstermelerini engellemeye
çalışmaktadır. Şeytanın bu çabası Kuran’da şöyle bildirilir:
Dedi
ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka
azdırıp-kışkırtacağım. Ancak onlardan, muhlis olan kulların
hariç." (Sad Suresi, 82-83)
"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve
sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici
bulmayacaksın." (Araf Suresi, 17)
Şeytanın yönlendirmesiyle ortaya çıkan bu hatalı mantıklardan
bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
Çevremizde
kimi zaman rastladığımız bazı insanlar dindar olmak, ahlaklı
olmak gibi kavramları bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde farklı
algılayabilmektedirler. Bu kimseler ahlaklı olmayı; adam
öldürmemek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak ve buna benzer
birkaç temel davranıştan ibaret sayabilmektedirler. Dindar olmak
deyince birkaç ibadeti yerine getirip en çok bilinen haram
fiillerden uzak durmayı anlamakta veya genellikle kolaylarına
geldiği için bu şekilde uygulamaktadırlar. Oysa ki asıl
kolaylık, Kuran ahlakının tam ve gereği gibi yaşanmasındadır.
Bu yanlış
zihniyete sahip olan kimseler, Kuran'a uygun olmayan bir mantığa
dayanarak Allah'ın hükümleri arasında yanlış bir önem ve öncelik
sıralaması yapmışlardır. Hatta kimi hükümleri de tamamen
hayatlarından çıkararak bir kenara bırakmışlardır. Kuran'da farz
olduğu açıkça bildirilen birçok konu, "Yaparsan
sevaptır, yapmazsan da bir şey olmaz" mantığıyla
değerlendirilir. Sakınılması gereken yasaklar ise,
"Allah affeder" mantığıyla rahatlıkla
çiğnenebilmektedir.
Oysa Kuran'ın hiçbir ayetinde böyle bir ölçüden
bahsedilmemektedir. Namaz, oruç gibi ibadetler nasıl Allah'ın
kesin emirleriyse, Kuran'da bildirilen diğer emir ve yasaklar da
aynı şekilde tüm müminlerin uymaları gereken kesin hükümlerdir.
Allah Kuran’da insanları buna karşı şöyle uyarmaktadır:
“...
Yoksa siz, Kitab’ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı
ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki
cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de
azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara Suresi, 85)
Bu konuyu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:
Bir kimse
toplumun ahlaki baskısının da etkisiyle zina veya hırsızlık gibi
Kuran'da yasaklanan tavırlardan sakınıyor olabilir.
Ancak bu
kişi vicdanını susturarak, rahatsızlık duymadan;
-
Başkaları hakkında dedikodu yapabiliyorsa,
- Büyüklenip, insanları küçük görüyorsa,
- Yaptıklarını insanların rızasını kazanmak için yapıyorsa,
- Müminlere iftira atabiliyorsa,
- Yapmayacağı bir şeyi söylüyorsa,
- Kuran'da bildirilen vakitlerde ibadetlerini yerine
getirmiyorsa,
- Kuran'da tarif edilen yasak tavırlardan sakınmayı kendince
önemsiz görüyorsa,
bu
kimsenin Kuran'da bildirilen güzel ahlakı tam olarak yaşadığını
söylemek mümkün değildir.
Bu kimselerin düştükleri en büyük hatalardan biri ise, Kuran'da
bildirilen hükümlerden birkaçını yerine getiriyor olmalarından
dolayı kendilerini yeterli görmeleridir. Elbette ki Allah
Katında Rabbimiz’in rızası hedeflenerek yapılan her bir ibadetin
karşılığı vardır. Ancak bile bile gözardı edilerek bir kenara
bırakılan ibadetlerin de büyük sorumluluğu vardır. Namazını
kılan, orucunu tutan bir kimse eğer tüm bunları samimiyetle
yapıyor ise Allah'ın izni ile ahirette yaptıklarının karşılığını
alacaktır. Ama bilgisizlik ya da cahillik söz konusu olmadığı
halde Kuran'daki diğer hükümleri bile bile önemsemiyor ve yerine
getirmiyorsa, ahiret günü beklemediği bir durumla
karşılaşabilir. (En doğrusunu Allah bilir).
Bir başka geçersiz bahane ise Kuran ahlakına dair tüm
davranışların uygulanabilmesi için, sözde dünya işlerinden
tamamen uzak durulması gerektiği düşüncesidir. Bu düşünceye
sahip kimseler, bu üstün ahlakı ancak “peygamberler ve bazı özel
ilim sahibi kişilerin yaşayabileceğini, kendilerinin bu
sorumluluğu yerine getirmeye güçlerinin ve zamanlarının
yetmeyeceğini” iddia ederler. Oysa ki, Allah insanlara güç
yetiremeyecekleri yükü yüklemeyeceğini, müminlerin dünyadan
kendilerine düşen payı unutmamaları gerektiğini ve insanlar için
kolaylık dilediğini Kuran ayetlerinde açıkça bildirmiştir:
“…
Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı
tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına
karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki
şükredersiniz.” (Bakara Suresi, 185)
Kuran
Ahlakını Yaşamak Kolaydır
Allah’ın
tüm emir ve hükümleri, insanların fıtratlarına en uygun
şekildedir ve hiçbirinde bir zorluk bulunmamaktadır. Rabbimiz,
Kuran'da din ahlakını yaşamanın kolay olduğunu ve bu ahlaka tabi
olanların işlerini kolaylaştıracağını şöyle bildirir:
"Ve
seni kolay olan için başarılı kılacağız." (A'la Suresi, 8)
Ayetlerde
de buyrulduğu üzere Kuran ahlakına uyularak sürdürülen bir
yaşam, insan için Allah’ın izniyle olabilecek en güzel yaşam
olmaktadır.
Sonuç
olarak şunu hatırlatmak isteriz ki; İslam ahlakını, özünde
olduğu gibi kolay olarak göstermek, insanların kalplerini Kuran
ahlakına ısındırmak, insanlara ayetleri ve Peygamber Efendimiz
(sav)’in sünnetlerini öğretip buna göre yaşamalarına vesile
olmak her Müslümanın önemli bir sorumluluğudur.
"… O,
sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir,
atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)..." (Hac Suresi, 78)
Kuran ahlakını yaşamakta gösterilen titizlik,
kişileri her türlü olumsuz tavırdan uzaklaştırıp güzel
davranışlara yöneltmesinin yanında, müminlere üstün bir kalite
anlayışı kazandırır.
|