"Bir
bahar
günü
Sestos'ta
bayram
varmış,
Afrodit'in
çok genç
ölen
sevgilisi
Adonis'in
şerefine
bir
bayrammış
bu.
Adonis
temmuz
ağaç
kabuğundan
doğmuş,
çiçek
gibi
körpe,
canlı
bir
çocukmuş.
Afrodit
onu
görür
görmez,
güzelliğine
vurulmuş,
çocuğu
yer altı
tanrıçası
Persophone'ye
vermiş,
büyütsün
diye. Ne
var ki,
karanlık
ülkenin
tanrıçası
da
çocuğa
tutulmuş.
Afrodit'e
geri
vermek
istememiş.
Tanrıların
babası
Zeus
kızlarının
arasını
bulmak
için
Adonis
yılın
üçte
birini
yeryüzünde
Afrodit
ile,
üçte
birini
yeraltında
Persephone
ile,
geri
kalanını
da kendi
nerede
dilerse
orada
geçirecek
diye
kesip
atmış.
Ama
Adonis
yılın
sekiz
ayını
Afrodit'in
yanında
geçiriyor,
yalnız
dört ay
iniyormuş
karanlık
ülkeye,
Persephone
kıskançlığından
bir
yaban
domuzu
salmış
ormanlara,
hayvan
Adonis'i
avlanırken
yaralamış,
öldürmüş.
Can
çekişen
sevgilisinin
yanına
koşarken
Afrodit'in
ayağına
bir gül
dikeni
batmış.
O güne
kadar
beyaz
olan
gül,
tanrıçanın
kanıyla
al renge
boyanmış.
Tanrıça,
Adonis'in
gövdesinde
ne kadar
kan
damlası
varsa, o
kadar
gözyaşı
dökmüş,
toprağa
dökülen
her
damla
kandan
bir
lale,
her
damla
yaştan
bir
kırmızı
gül
fışkırmış.
Bundan
böyle
bahar
bayramında
kadınlar,
"Ah
Adonis!
Vah
Adonis!"
diye
bağırıp
dövünürler,
tören
yaparlarmış."
Gelelim
Efsanemize;
Hero
kulede
kumrulara
bakmakla
görevlidir.
Aşka
yasaklıdır.
Her
ilkbaharda
doğanın
uyanışı
adına
tapınak
çevresinde
yapılan
bu
törene
çevre
şehirlerden
insanlar
akın
akın
gelir,
yenilir
içilir,
aşkı
bulamayanlar
Afrodit'e
mabedinde
yakararak
aşkı
yaşayabilmek
için
yakarırlar.
Boğazın
karşı
kıyısında
oturan
Leandros'ta
Hero'yu
bu
törenlerin
birinde
tapınağa
geldiğinde
tepeden
tırnağa
kırmızı
güllerle
donanmış
olarak
görür ve
olan
olur.
Her
ikisinin
gönlüne
aşk
ateşi
düşer;
düşer ya
işte
efsane
de böyle
başlar.
Abydos'lu
kral
oğlu
Sestos'lu
rahibeye
ne
pahasına
olursa
olsun
kavuşmak
ister.
Ancak
arada
bir
engel
vardır;
Hero'nun
rahibe
olması.
Böyle
olunca
Hero
evlenemez
ve
sevdiğine
kavuşamaz.
Ama aşk
sınır
tanımadığı
gibi
deniz,
deryayı
hiç
dinlemez
elbet.
Leandros
Boğazın
bir
kıyısından
Kız
Kulesine
geçmek
için
yanıp
tutuşur.
Bir gece
dalgalara
bakarken,
Kız
Kulesinin
tepesinde
bir
ateşin
yandığını
görür.
Hero
kuleye
çıkmış,
sevgilisine,
"gel,
gel!"
diye bir
meşale
sallar.
Deniz
durgundur,
ay suda
hafifçe
dalgalanan
ışıltılarıyla
Leandros'a
bir yol
çizer
gibidir.
Leandros
dayanıklı
bir
yüzücüdür
ve karşı
kıyıda
Hero'ya
varan
ışık
yolu ise
ona
oldukça
kısa
görünür.
Dalgacıklar,
"gel,
biz seni
götürürüz"
der gibi
fış fış
ederek,
kuledeki
meşale
ile aynı
şarkıyı
söyler
ve
Hero'ya
kavuşacağı
hayaliyle
suya
atlar.
Var
gücüyle
kulaç
atar,
yüzmeye
başlar.
Hero'nun
elinde
sallanan
meşale
de
gittikçe
yakınlaşır.
Aşk
sarhoşu
Leandros
artık
yüzmüyor,
su
fırtınası
arasında
uçuyor
gibidir.
Son bir
kulaçla
karaya
ayak
basar,
soluk
bile
almadan
kumsaldan
yukarı
koşar.
Kulenin
kapısı
açıktır
ve
içeriye
dalar,
merdivenleri
tırmanır.
İlk defa
birbirine
sarılacak
bir
kadınla
bir
erkek
nasıl
bir an
duraklar,
karşılarına
çıkan
mutluluğa
nasıl
şaşkınlıkla
inanmadan
bakarlarsa,
Hero ile
Leandros
da öyle
duraklar,
bakışırlar.
Meşale
söner,
Kız
Kulesi
kapkara
bir taş
yığını
gibi
yükselir
ay
ışığında.
Ve o
gece
Hero ile
Leandros'un
aşkları
kutsanır.
Boğazın
karşı
kıyısında
oturan
Leandros'ta
Hero'yu
bu
törenlerin
birinde
tapınağa
geldiğinde
tepeden
tırnağa
kırmızı
güllerle
donanmış
olarak
görür ve
olan
olur.
Her
ikisinin
gönlüne
aşk
ateşi
düşer;
düşer ya
işte
efsane
de böyle
başlar.
Abydos'lu
kral
oğlu
Sestos'lu
rahibeye
ne
pahasına
olursa
olsun
kavuşmak
ister.
Ancak
arada
bir
engel
vardır;
Hero'nun
rahibe
olması.
Böyle
olunca
Hero
evlenemez
ve
sevdiğine
kavuşamaz.
Ama aşk
sınır
tanımadığı
gibi
deniz,
deryayı
hiç
dinlemez
elbet.
Leandros
Boğazın
bir
kıyısından
Kız
Kulesine
geçmek
için
yanıp
tutuşur.
Bir gece
dalgalara
bakarken,
Kız
Kulesinin
tepesinde
bir
ateşin
yandığını
görür.
Hero
kuleye
çıkmış,
sevgilisine,
"gel,
gel!"
diye bir
meşale
sallar.
Deniz
durgundur,
ay suda
hafifçe
dalgalanan
ışıltılarıyla
Leandros'a
bir yol
çizer
gibidir.
Leandros
dayanıklı
bir
yüzücüdür
ve karşı
kıyıda
Hero'ya
varan
ışık
yolu ise
ona
oldukça
kısa
görünür.
Dalgacıklar,
"gel,
biz seni
götürürüz"
der gibi
fış fış
ederek,
kuledeki
meşale
ile aynı
şarkıyı
söyler
ve
Hero'ya
kavuşacağı
hayaliyle
suya
atlar.
Var
gücüyle
kulaç
atar,
yüzmeye
başlar.
Hero'nun
elinde
sallanan
meşale
de
gittikçe
yakınlaşır.
Aşk
sarhoşu
Leandros
artık
yüzmüyor,
su
fırtınası
arasında
uçuyor
gibidir.
Son bir
kulaçla
karaya
ayak
basar,
soluk
bile
almadan
kumsaldan
yukarı
koşar.
Kulenin
kapısı
açıktır
ve
içeriye
dalar,
merdivenleri
tırmanır.
İlk defa
birbirine
sarılacak
bir
kadınla
bir
erkek
nasıl
bir an
duraklar,
karşılarına
çıkan
mutluluğa
nasıl
şaşkınlıkla
inanmadan
bakarlarsa,
Hero ile
Leandros
da öyle
duraklar,
bakışırlar.
Meşale
söner,
Kız
Kulesi
kapkara
bir taş
yığını
gibi
yükselir
ay
ışığında.
Ve o
gece
Hero ile
Leandros'un
aşkları
kutsanır.
Bir
gece,
bir gece
daha,
her gece
Kız
kulesi
birbirine
aşık iki
gencin
gizli
aşkına
tanıklık
eder.
Her gece
Leandros
kulede
sallanan
meşaleye
doğru
yüzer,
her gece
Hero'ya
kavuşur
ve her
sabah
doymadan,
yaz
gecelerinin
kısalığına
üzülerek
dönüş
yolunu
tutar.
Ancak
yaz
geçmiş,
boğazda
dondurucu
poyrazlar
esmeye
başlamıştır.
Ne var
ki, Kız
Kulesinde
meşalenin
yandığını
gördü
mü, ne
rüzgar,
ne
dalga,
ne soğuk
durdurabilir
Leandros'u.
Denize
dalar
dalmaz
en
yüksek
dalgaları
yara
yara
yüzer,
yorgunluğunu
duymadan
varır
karşı
yakaya.
Hero
korkmaya
başlamıştır,
denizden
çıkan
sevgilisinin
buz gibi
bedenini
sararken
bir
tehlike
sezinleyerek
ürperiyordur.
Hızla
esen
bora
meşalesini
söndürecek
gibi
oluyordur
bazı
geceler.
Yine de
gelme
diyemez
Leandros'a.
Kavuşmamak,
biri
boğazın
bir
kıyısında,
öbürü
öbür
kıyısında
bütün
bir gece
ayrı
kalmak
akla
sığmayan,
olmayacak
bir
şeydir.
Bir gece
fırtına
daha
serttir,
Hero'nun
elindeki
meşaleyi
söndürür.
Dağ gibi
yükselen
dalgalar
Leandros'un
çırpınan
gövdesini
döve
döve Kız
Kulesinden
çok
ötelere
sürükler.
Delikanlı
bütün
gücüyle
karşı
koymaya
çalışır,
ama
kulenin
tepesindeki
ışığı
göremez
olmuştur
artık.
Nereye
doğru
yüzeceğini
bilemez.
Yol
gösteren
ay
ışığını
kara
bulutlar
kaplamıştır.
Leandros'un
yüreğindeki
ateş
yanar
daha,
ama
kollarının,
bacaklarının
gücü
tükenmiştir.
Buz gibi
bir
donukluk
sarar
bedenini.
Ne
olduğunu
bilmeden
bırakır
kendini
denize.
Sabaha
karşı
dalganın
kıyıya
sürüklediği
cesediyle
acı son
başlangıçtır
onun
için.
Kız
Kulesi
kıyılarında
kurşun
gibi bir
sabah ve
serin
hava
Hero'yu
sarmıştır.
Bitkin
bir
şekilde
akşamdan
beklediği
Leandros'unu
düşünmektedir.
Fakat
kıyıya
sürüklenen
cesedi
görünce
hasret
ateşini
söndürmek
için
kendisini
sadece
boğazın
sularına
atmak
olur
çaresi;
çaresizliğinin
çaresi
olarak.