Günümüze
kadar yapılan
kazılar
sonucunda bir
Neolitik Çağ
yerleşimi olduğu
anlaşıldı.
Tarihi MÖ 11 bin
yıllarına uzanan
Neolitik Çağ’dan
kalma, tapınma
amaçlı törensel
alanlara ait
mimari
kalıntılar,
dikili taşlar ve
üzerinde
kabartmalı
yabani hayvan ve
bitki
figürlerinin
bulunduğu taşlar
gün yüzüne
çıkartıldı.
Bölgenin önemi
ise gün yüzüne
çıkarılan en
büyük tapınma
alanını
barındırmasıdır.Günümüze kadar yapılan kazılarda elde edilen bulgular çerçevesinde uzmanlar neolitik çağ insanının henüz çevresinde yer alan hayvanları evcilleştiremediğini düşünmektedir.
Bölgedeki kazı çalışmalarının her yıl Eylül ayında başladığını ve yaklaşık 10 hafta sürdüğünü anımsatan Doç. Dr. Klaus Schmidt şunları belirtti:
‘Göbeklitepe'deki kazılarda elde ettiğimiz bulgularla, dünyanın bilinen en eski tapınma merkezlerinden birinin bu bölgede olduğunu ortaya çıkarmıştık. Ancak, son kazı çalışmalarıyla tapınma merkezinin dünyanın en büyük tapınma merkezi olduğunu tespit ettik. Yaptığımız araştırmalarda, Neolitik Çağ'da yaşamış insanların, yabani sığır, akrep, tilki, yılan, aslan, yaban eşeği, yaban ördeği ve yabani bitki kabartmalarını incelediğimizde hayvanlarını evcilleştiremedikleri sonucuna ulaştık. Ayrıca, dikili taşların (Stel) üzerindeki resimler ve kabartmalar o dönemde yaşamış olan insanların sanatları hakkında bizlere fikir veriyor. Buradaki tapınak, dünyanın bilinen en büyük tapınağı olma özelliğini taşıyor' diye konuştu.
Göbekli tepe Höyüğü araştırılana kadar, yerleşik yaşama geçişin, çiftçiliğin ve hayvancılığın ortaya çıkmasıyla birlikte gerçekleştiği düşünülüyordu. Schmidt’e göre ise yerleşik yaşama geçiş, avcı-toplayıcı toplulukların, dinsel törenlere katılmak için Göbekli tepe gibi dinî merkezlerde düzenli olarak bir araya gelmelerinin sonucudur. Tabiî ki böyle kalabalık grupları, çevredeki yiyecek kaynakları ve av hayvanlarıyla beslemek olanaksızdı. Böyle olunca da, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, burada yaşayan topluluklar tarım ve hayvancılığa yöneldi. Bölgede yapılan araştırmalar, önemli kültür bitkisi olan ve yüzlerce genetik varyasyonu bulunan buğdayın atasının, ilk olarak Göbekli tepe’nin eteklerinde yetiştiğini ortaya çıkardı. Norveçli moleküler biyolog Manfred Heun’un genetik araştırmaları sonucunda ortaya çıkan bu bulgu, Schmidt’in görüşlerini destekler nitelikte.
İnsanların Göbeklitepe’yi yaşam mahalli olarak kullandığına dair herhangi bir bulguya rastlanmadı. Göbeklitepe, sadece belli zamanlarda bir araya gelinen dinsel törenlerin yapıldığı dinsel bir merkezdi. Höyüğün en önemli buluntusu tabiî ki törenlerin yapıldığı tapınaktır. Duvarlarının kalınlığı 1.4 metre olan on iki metre boyundaki tapınağın içinde, ‘T’ şekilli kabartmalı sütunlar bulunuyor.
Sadece çanak-çömleksiz neolitiğe ait evreler içeren Göbekli tepe, 11 bin yıl öncesine tarihlendiriliyor. O dönem insanları çanak-çömlek yapmayı bilmiyorlardı. Bu yüzden de yaşadıkları dönem, çanak-çömleksiz neolitik olarak adlandırılır. Bu dönem günümüzden önce 8 bin altı yüz ile 11 bin iki yüz yılları arasını kapsar.
Şurası kesin ki mimarî yerleşik yaşamla birlikte ortaya çıkmadı, ondan önce de vardı. Dahası, insanlığın kültürel gelişimi/uygarlık, Akdeniz’in doğu kıyıları gibi tek bir bölgede değil, birçok çekirdek bölgede ortaya çıktı. Bu çekirdek bölgelerden biri de Güneydoğu Anadolu. Bu coğrafyada araştırılmamış daha birçok höyük var. Araştırmalar arttıkça, arkeoloji bilimi günbegün yeni bulgular ortaya koyacak ve tarihin kapılarını aralayarak bizleri daha fazla aydınlatacak.
Göbekli
Tepe'deki
megalitik
düzenlemeler,
taş bloklardan
oluşan ve
İngiltere'nin en
ünlü turistik
merkezlerinden
biri olan
Stonehenge'den
çok daha
anıtsal. Üstelik
6.000 yıl daha
eski. Tümü gün
ışığına
çıkarıldığında
Türkiye turizmi
için büyük bir
avantaja
dönüşecek.
Göbekli Tepe,
Urfa merkezinin
15 km kadar
kuzey doğusunda,
Kara harabe Köyü
yakınlarında.
Höyük 1963'te
tespit edildi.
Yerleşimin önemi
ancak 1995'te
başlayan
kazılarla
anlaşıldı.
Neolitik Çağ'ın
çanak-çömlek
kullanılmayan
Erken Dönemi'ne
ait. Göbekli
Tepe'de yerleşim
MÖ 10.000
civarında
başlamış MÖ
8.000 civarında
bitmiş. Bu kadar
erken çağdaki
yerleşimin
böylesine
anıtsal mimariye
sahip olması tüm
araştırmacıları
şaşırtıyor.
Özellikle
bazıları 7 metre
kadar yükselen
'T' biçimli taş
dikmeleri ve
bunların
üzerindeki
hayvan figürleri
dikkat çekici.
Tilki, yaban
domuzu, boğa,
yılan, kuşlar
gibi değişik
hayvanların
kabartmasını,
henüz maden
kullanılmayan
bir çağda bu
taşlara işleyen
Göbekli Tepe
insanlarına
hayran kalmamak
mümkün değil.
Dev taş
dikmelerin 10-30
metre çapında
dairesel
düzenlemeler
halinde
yerleştirildiği,
ortada da iki
dikmenin
bulunduğu
anlaşılıyor.
Şimdilik sadece
dördü ortaya
çıkarılan bu
dairesel
yapıların 20
kadar olduğu
sanılıyor. Bugün
sayıları 40'ı
bulan taş
dikmeler,
kazılar
tamamlandığında
200'e ulaşacak.
Göbekli Tepe'nin
12.000 yıl önce
geniş bir
çevrede yaşayan
avcı ve
toplayıcı insan
gruplarının
kutsal ziyaret
yeri olduğu
düşünülüyor.
Yapıların
bazıları tavan
seviyesine kadar
korunabilmiş.
Nedeni
şaşırtıcı:
Neolitik Çağ'da
büyük bir
ihtimalle dini
törenin bir
parçası olarak
dini yapılar
gömülüyordu.
Yapılarda ve
etraflarında çok
sayıda heykel
parçası
bulunmuş. Urfa
şehir merkezinde
Balıklı göl
civarında
bulunan ve şehir
müzesinde
korunan yaklaşık
1.90 metre
yüksekliğindeki
gözleri
obsidyenden
hazırlanmış
(volkanik
camlardan)
heykel de bu
kültür çevresini
tanımak
açısından çok
önemli. Bu eser
insan
boyutlarındaki
dünyanın en eski
anıtsal heykeli
kabul ediliyor.
Göbekli
Tepe'deki kazı
ve araştırmalar
sürüyor.
Gelecekte adını
daha sık
duyacaksınız.