Son
yıllarda
Güneydoğu
Anadolu'nun
hemen her
yerinden
beklenmedik
derecede eski ve
gelişkin bir
kültürün izleri
ortaya çıkmakta.
Yakın zamanlara
kadar Neolitik
Çağ yada
Neolitik Devrim
olarak bilinen,
uygarlık
tarihinin en
önemli
dönüşümünü
temsil eden
sürecin,
beslenme zorluğu
çeken küçük
insan
topluluklarının,
avcılığı, göçebe
yaşamı
bırakmak
zorunda kalarak
tahıla dayalı
yeni bir yaşam
biçimine
geçtiği, bunun
da giderek
yerleşik köy
yaşantısına yol
açtığı
bilinmekteydi.
Bu dönüşüm
süreci görkemli
bir yaşam ile
birlikte
düşünülmemekteydi.
Bu dönüşümü
önemli yapan,
zaman içinde
ortaya
çıkarttığı
sonuçlardı.
Günümüze kadar
gelişerek gelen
yaşam biçimi,
beslenme,
kentlerin,
devletlerin
ortaya çıkışı
söz konusu bu
Neolitik
dönüşümün bir
sonucuydu.
Şanlıurfa
kentinde,
Balıklı göl'ün
hemen
bitişiğinde
bulunan yontu
(heykel), insan
boyutunda.
İstanbul
Üniversitesi
Prehistorya Ana
Bilim Dalı
Başkanı Prof.
Dr. Mehmet
Özdoğan,
Şanlıurfa
Müzesi'nde
yontunun göz
oyuklarına
yerleştirilen
obsidiyen
parçalarını da
inceledi.
Bilim insanları arasında yaygın olan kanı da, Neolitik dönüşümün doğal çevrenin oldukça kısıtlı olduğu , bizim sınırlarımızın güneyindeki yarı kurak bölgelerde gerçekleştiği şeklinde idi. 1950 yıllarında Orta Anadolu'da bulunan Çatalhöyük zengin buluntuları, görkemli sanat eserleri ile Anadolu'nun bu süreç içinde oynadığı rolün ilk izlerini vermişse de, Çatalhöyük'ün Neolitik dönüşümün sonlarına tarihlenmesi, bu devrimin başlarının güneyde gerçekleştiği ve ancak sistem oturduktan sonra Anadolu'ya taşındığı görüşünü değiştirmemişti

Son
zamanlarda
Diyarbakır'da
Çayönü ve daha
sonraları
kazılan
Batman'da Hallan
Çemi,
Şanlıurfa'da
Nevali Çori,
Konya Aksaray'da
Aşıklı Höyük
kazıları
uygarlık
tarihinin bu en
önemli devrimi
ile ilgili
bilgilerimizin
ne denli eksik
ve yanılgılar
ile dolu
olduğunu
göstermişti. Bu
kazı yerlerinde
ortaya çıkan
bulgular,
Neolitik
Devrim'in ilk
başlarından
itibaren Anadolu
platosunun yeni
yaşam biçiminin
gelişimine etkin
olarak
katıldığını
göstermekle
kalmamış,
şaşırtıcı
derecede
görkemli
buluntular ile
bu dönemin
görünümünü de
tümü ile
değiştirmişti.
Halen
Şanlıurfa'da
kazılmakta olan
Göbekli Tepe,
Mezra Teleilat
ve Akar çay Tepe
gibi Neolitik
Çağ kazı yerleri
bu tabloyu daha
da değiştirmiş,
varlığını hiç
bilmediğimiz çok
eski ve ilginç
bir kültürün
izlerini,
şaşılacak kadar
iyi korunmuş
yapı kalıntıları
ve sanat
eserleri ile
yansıtmıştır.
Burada özellikle
Şanlıurfa
bölgesindeki
kalıntıların
Konya
Çatalhöyük'tekilerden
en az 3-4 bin
yıl eskilere,
günümüzden 11
bin yıl öncesine
gittiği
söylenebilir.
Bu heyecan
verici
buluntulara ait
en yeni bulgu
Şanlıurfa
kentinin
içinden, Balıklı
göl'ün hemen
bitişiğinden
gelmiştir. 1995
yılında bu
bölgede yapılan
düzenleme ve yol
genişletme
çalışmaları
sırasında dört
parça halinde
kırılmış
kireçtaşından
büyük bir yontu
bulunarak müzeye
getirilmiştir.
Bulunduğu
yıllarda
Yakındoğu'da
bilinen hiçbir
sanat tarzına
bağlanmayan eser
bu yüzden uzun
süre
yayınlanamadı.
Yontunun gerek
üslup, gerekse
anlatım
bakımından
Nevali Çori ve
Göbekli Tepe
eserleri ile tam
bir benzerlik
içinde olduğu
anlaşılmakta.
Aynı zamanda
çevresindeki
diğer bulgular
da yontunun
günümüzden 11
bin yıl
öncesine, Çanak
Çömleksiz
Neolitik Çağ'a
ait olduğunda
kuşku
bırakmamaktadır.
Yontunun gerçek
bir insan
boyutunda
olması, yani
gerçek anlatımda
bir yontu sanatı
ürünü olması
kadar,
betimlediği konu
da ilginçtir.
Şanlıurfa
yontusu,
kuşkusuz
uygarlık
tarihinin
bilinen en eski
gerçek yontusu
olarak kabul
edilebilir.
Olasılıkla
sadece ön yüzden
seyredilmek
üzere tasarlanan
yontu yandan
bakıldığında
yassı bir
görüntüye
sahiptir, arka
yüzde ise hemen
hemen hiçbir
vücut hattı
belirtilmemiştir.
Nerdeyse köşeli
bir form verilen
kafa iri
yapılıdır. Yassı
yüzde gözler,
burun ve
kulaklar daha
belirgin ve göze
çarpıcıdır.
Derin ve
yuvarlak göz
oyuklarına
obsidiyen dilgi
parçaları
yerleştirilmiştir.
Boyun uzun ve
geniş, omuz ve
kollar
hareketsiz,
donuk bir
görüntü verir.
Göğüste V
şeklinde iki
sıra takı, karın
hizasında eller
ve cinsel organ
görülür.
Gövdenin alt
kısmı bacaklar
belirtilmeden
büyük boyutlu
bir tıkaç gibi
tasarlanmıştır.
Alt gövdenin bu
formu yontunun
taban içerisine
yerleştirilmek
üzere
yapıldığını
düşündürür. Alt
gövdenin işleniş
biçimi Nevali
Çori ve Göbekli
Tepe'de bulunan
birçok kireçtaşı
eserde
tekrarlanmaktadır.
Yontunun yassı
yan kesiti
Ürdün'deki Ain
Ghazal'da
bulunan Çanak
Çömleksiz
Neolitik Çağ'a
ait insan
boyutlu kil
heykellerini
hatırlatır. Göz
oyuklarına
yerleştirilen
obsidiyen dilgi
parçaları
Neolitik'in
tipik alet
endüstrisi `bipolar'
kerntechnik ile
yapılmıştır.
Karın hizasında
yatay karşılıklı
duran ellerin
tasarımı ise
Nevali Çori ve
Göbekli
Tepe'deki
dikilitaşlarda
da görülür.
Yontunun esas
olarak erkek
cinselliğini
sembolize
ettiğinde kuşku
yoktur. Bu da
yanlış olarak
Neolitik Çağ
kültürleri ile
özleştirilen Ana
Tanrıça
imgesinin çok
daha sonraları
ortaya
çıktığını,
özellikle Çanak
Çömleksiz
Neolitik Çağ'da
hâkim kutsal
yaratığın erkek
olduğunu
kanıtlamaktadır.
Şanlıurfa Yeni
Yol mevkiinde
bulunan yontunun
yakınında, bir
yol kesitinde
ayırt edilen
yapı kalıntıları
ve yontmataş
aletlerden yola
çıkarak Balıklı
göl çevresinde
Neolitik döneme
ait Nevali Çori
ve Göbekli Tepe
gibi büyük
boyutlu
yontularla
donatılmış bir
yerleşimin
bulunduğunu
söyleyebiliriz.