Nommo’nun
gemisi terimi, Dogon
inanışında, kimi zaman
Sirius sisteminden Dünya’ya
gelen maddi bir uzay
gemisinden söz ediliyormuş
gibi, kimi zaman da manevi
anlamlar içeren bir sembol
olarak kullanılmaktadır.)
Dogonlar üzerinde araştırma
yapan Amerikalı bilim adamı
Robert Temple, bir Nommo
uzay gemisinin gelişini ve
dönerek yere inişini
simgeleyen resimler
bulmuştur. Geminin Dogon
ülkesinin güneydoğusuna
indiği söyleniyordu. Dogon
rahipleri geminin inişini
tanımlarken onun kuru
toprağa indiğini ve
oluşturduğu girdap
dolayısıyla bol miktarda toz
kaldırdığını
anlatmaktadırlar.
ogonlar da Sirius’lu
gezginlerin bir gün geri
döneceğine inanmaktadırlar:
“Göklerde bir yıldız
belirecek ve bu Nommo’nun
yeniden dirilişinin işareti
olacak.” der bir yazıt.
Dogonlar ve Sirius
yıldızıyla aralarında
kurdukları bağ, UFO
araştırmacılarının olduğu
kadar yaratılış
teorisyenlerinin,
astronomların ve bilim
adamlarının da ilgisini
çekmiş, bu kabilenin
kökenleri ve sahip oldukları
derin astronomi bilgisine
nasıl ulaştıkları hakkında
pek çok araştırma
yapılmıştır. Arkeolog-yazar
Erich Von Daniken Dogon
inançlarını kabullenmiş ve
bu bilgileri, geçmişte dünya
dışı varlıkların dünyamızı
ziyaret ettiğinin kesin bir
kanıtı olarak yorumlamıştır.
Gerçekten de “ilkel”
Dogonlar’ın yüzyıllardır
sahip olduğu bilgileri bilim
henüz yeni yeni
keşfetmektedir. Bunun son
örneği Dogonlar’ın Sirius
siteminde Emme Ya adını
verdikleri ve Nommoların
gezegeni olduğunu
söyledikleri üçüncü bir
yıldızın varlığından
bahsetmeleridir. Bunun
Popola (Sirius B)’dan dört
kez daha hafif olduğunu,
yine Sirius B gibi 50 yıllık
bir zamanda daha geniş bir
yörünge çizdiğini ve her
ikisinin çapları arasında
bir dik açı oluştuğunu
belirtiyorlar ve Emme Ya’nın
bir de uydusu olduğunu
söylüyorlar. Hakikaten de
Dogonlar’ın Emme Ya’sı
vardır ve o astronomlar
tarafından ancak 1995
yılında keşfedilmiş olan
Sirius C yıldızıdır! İşte bu
Nommoların yaşadığı yıldızın
keşfidir…
Robert Temple'nin de sorduğu
gibi insan, "Acaba Dogonlar
bu yüksek bilgiyi nasıl ve
nereden elde etmişlerdir?"
diye sormadan edemiyor.
Dogonlara bu bilgiyi
Temple'nin ileri sürdüğü
gibi; Sirius sisteminden
gelen ve "Nommolar" olarak
adlandırılan "yüzer-gezer
varlıklar" bırakmış olabilir
mi? (Temple bu ziyareti 5000
ile 3000 yıl önceye koyar.)
Ya da dünya dışı varsayıma
alternatif olabilecek başka
bir varsayım ileri
sürülebilir mi?
Eski majik dinler üzerinde
araştırmalarda bulunan ve
Dogonlar’ın Eski Mısır
kültüründen etkilenmiş
olabileceğini düşünen Murry
Hope, olgun bir Mısır
kültürünün aniden ortaya
çıkışı ve erken dönem
Mısırlılar'ın, Sirius'a
gösterdiği yoğun ilgi
konusunda, aynı ölçüde
dikkate değer başka
açıklamalar bulmaktadır.
Araştırıcıya göre; bu erken
dönemden elimize ulaşan
bilgiler ışığında, bir
Sirius etkisi olduğu
tartışılmayacak derecede
açıktır. Ancak bu
bölgelerdeki yerli halklar
"uzaylılarla bizzat temasa
mı geçtiler, yoksa bu
bilgileri, gene yeryüzündeki
teknolojik ve bilimsel
açıdan son derece gelişmiş
başka uygarlıklardan mı
aktardılar" işte bu nokta
tartışılabilir."
Ne var ki, Hope'nin
yeryüzünde teknolojik ve
bilimsel açıdan son derece
gelişmiş dediği uygarlıktan
kastettiği efsanevi
"Atlantis uygarlığı"dır.
Hope kitabında kişisel
görüşünü şu cümlelerle
aktarır:
Benim görüşüm, gezegenimizin
uzak tarihinde bir Sirius
bağlantısının gerçekleşmiş
olduğu yönünde. Ancak bu
bağlantının Atlantis
uygarlığının oluşum dönemine
rastladığı fikrindeyim.
Yani, uzaylılar kozmolojik
bilgilerini Atlantisli
âlimlere aktarmışlardı.
Atlantislilerin Terazi,
Başak ya da Aslan astrolojik
çağlarında uzak galaksilere
yolculuklar yaptıklarını öne
süren psişiklere, üzülerek
katılamıyorum. Ancak, bazı
"uzaylı gezginler"
vasıtasıyla bu konularda
bilgilendirilmiş
olabilirler. Bu gezginler
daha sonra Dünya'dan
ayrılmış olmalılar.
Öğrencilere de bu bilgileri,
en iyi bildikleri yollarla
diğerlerine aktarmak
kalmıştır.
Peki, bu astronomik bilgiler
Dogonlara Avrupalılar
tarafından öğretilmiş
olabilir mi? Her ne kadar
Temple, 1931 yılına kadar
Dogonların Avrupalılar
tarafından ziyaret
edilmediğini söylüyor olsa
da Carl Sagan, çağımızın
başlarında bir Fransız'ın
Batı Afrika'yı ziyaret
ederek, Sirius yıldızı
hakkındaki görüşlerini,
Dogon halkına anlatmış
olabileceğini düşünmektedir.
Bu Fransız; bir misyoner,
bir maceracı ya da bir
antropolog olabilir -bu
kişilerin pek çoğu hevesli
amatör gökbilimcilerdir.
Dogonlar da böylece, ondan
bu bilgileri edinmiş
olabilirler. Bu bilgileri
özümseyen Dogon halkı,
ritüel törenlerinde
kullanmış olabilirler. Zira
yakın geçmişte Arizona'da,
Yeni Gine'de bunun örnekleri
var olup, taş çağı
insanlarının mitolojilerine
yeni hikâyeler, şarkılar ve
bilgiler girerek, hızla
özümsenebilmektedir. Bu tip
özümsemeler, eğer konu
halkın ilgisini çekebilecek
kadar ilginç olursa, çok
hızlı gerçekleşebilmektedir.
Ayrıca Birinci Dünya
Savaşı'nda (1914-1918) bir
çok Dogon'un Fransız
ordusuna hizmet ettiği de
bilinmektedir. Bunlardan
bazıları topraklarına geri
döndüklerinde, yerli halk
öykülerine renkli motifler
katabilirlerdi.
Dogon inanışlarını gözden
geçirdiğimizde; Dogonların
Jüpiter’in dört tane uydusu
olduğuna ve Satürn'ün güneş
sisteminin en uzak gezegeni
olduğuna inandıklarını
görürüz. Halbuki günümüz
astronomik gerçeklerine
göre; Jüpiter’in 16 uydusu
bulunduğu gibi, Satürn de
Güneş sistemimiz içersindeki
en uzak gezegen değildir.
Ayrıca Dogonlar, 1977'de
keşfedilen Uranüs ve
halkalarına ise hiç
değinmezler. Bu durum,
Dogonlar'ın elde ettikleri
bilgileri dünya dışı bir
kökenden değil,
Avrupalılardan almış
olabilecekleri tezini
destekler.
Sirius gizemi üzerine birçok
eleştirel makaleler
yayınlanmıştır. NASA'da
görevli James Oberg de
Temple'nin kitabını
inceleyenlerdendir. Ancak o,
Temple'nin bir iddiasını
doğru bulmaz. Temple, "...Bu
vaha merkezi (Siwa) ve Teb,
Behdet'e eşit uzaklıkta yer
alırlar. Eski mısırda,
yeryüzü, uzayda bir küresel
cisim olarak düşünülür ve
Sirius bilgisi gelecek
kuşaklara aktaracak
kuruluşlar dâhilinde yeryüzü
üzerine projeksiyonlar
yapılır" diye yazmaktadır.
Temple'ye göre Mısır'da
yapılan bu gibi kesin
hesaplamalar, doğrulukla
yapılan jeodezik ölçmeler
sonucu bulunmuştur. Temple,
Behdet'i bir harita üzerinde
31.230 doğu, 31.500 kuzey ve
Teb'i 32.630 doğu, 25.700
kuzeye yerleştirir. Küresel
trigonometri ile Oberg, Siwa-Behdet
bacağını 612.3 km ve Teb-Behdet
bacağını 654.8 km hesaplar.
NASA uzay fotoğraf
laboratuvarındaki hassas
haritalar ise Behdet'i
31.030 kuzey, 30.280 doğu
olarak gösterir ki, bu da
Temple'nin Behdet'i 31.230
doğu, 31.500 kuzey olarak
yerleştirmesinden bir 100 km
daha uzağa götürür. Behdet,
Siwa'dan 521.0 km ve % 20
sapma ile Teb'den 625.9 km
uzaktadır.
Son olarak şunu da ilave
edelim: 1977'de iki radyo
gökbilimci teleskoplarını
Sirius yıldız sistemine bir
yapay radyo sinyali alabilir
miyiz diye doğrulttular. Hiç
bir şey algılamadılar.
Sirius sistemindeki
yıldızların yaşı ve
enerjisinden edinilen
bilgiler ışığında, bu sonuç
sürpriz değildi. Orada
yaşamı ortaya çıkarabilecek
ve geliştirebilecek hiçbir
dünya benzeri gezegen mevcut
olamazdı. Çünkü bir çift
yıldız olan Sirius
sisteminde; Sirius A, A1
sınıfı, Güneş'imizden daha
sıcak ve daha genç, Sirius B
ise bir beyaz cücedir.